Eurovision denilince aklımıza hep o ışıltılı kıyafetler, birbirine benzeyen ritmik pop şarkıları ve görsel şovlar geliyor, değil mi? Aslında 2006 yılına kadar Eurovision, kimseyi rahatsız etmeyen standart pop şarkılarının, aile dostu dansların ve duygusal balladların sergilendiği çok güvenli bir sahneydi. Fakat 2006 yılında Yunanistan'ın başkenti Atina'da yarışmayı kökten değiştirecek bir şey oldu. Finlandiya'dan gelen lateks maskeli, boynuzlu ve baltalı bir hard rock grubu olan Lordi, "Hard Rock Hallelujah" isimli şarkısıyla birinci oldu.
Müzik, sadece kulağa hoş gelen bir eğlence aracı değildir, insanların toplumsal yapılarla kurduğu git gelli ilişkinin ve direnişin en güçlü ortaya çıktığı alanlardan biridir. Bu yazımda müziği, egemen kültürün hegemonyasına ve otoritenin tek tip kimlik dayatmalarına karşı bir karşı-duruş alanı olarak ele alıyorum. Siz de dinlediğiniz müziğin daha derinde neler ifade ettiğini merak ediyorsanız buyurun..
21. yüzyılın başlamasıyla birlikte insanlar artık fiziksel mekanların yanında dijital evrenlerde de var olmaya başladı. Özellikle gençler için bir yaşam biçimi haline gelen dijital dünya, coğrafi sınırların ötesinde yeni kültürel kimlikler oluşturarak onları yeniden şekillendiriyor. Bu yazımda sizlere ağırlıklı olarak oyunlar üzerinden gerçekleşen ''yurtsuzlaştırma '' kavramından bahsedeceğim.
Modern toplumda 'travma' kavramı, klinik bir tanı koymanın ötesinde bireysel ve toplumsal deneyimlerimizi anlamlandırmanın temel söylemi haline geldi. Ben de bu yazımda son birkaç yılda gelişen bu yeni travma söylemine farklı açılardan yaklaşarak, nedenlerini sorgulamaya çalışacağım. Keyifli okumalar.
Dijital sömürgeciliği, günümüzün teknoloji dünyasını anlamak için kullanırız. Kısa tanımı, büyük Batılı teknoloji şirketlerinin insanların verilerini çoğu zaman tam rıza olmadan toplaması, bu verileri kontrol etmesi ve kendi sahip oldukları dijital ağlar üzerinden yönetmesi anlamına gelir. Bu yazımda sizlere dijital oyun dünyasının üzerine kurgulandığı sömürü alanlarını açıklamak ve üzerine daha detaylı düşünmek istedim.
Mavi boncuklar, dualar, nazarlıklar ve yüzyıllardır süregelen bir inanç... Kimi için güçlü bir manevi gerçeklik kimi içinse yalnızca batıl inanış olan nazar, kültürlerin ortak hafızasında yaşamaya devam ediyor. Peki insanların yüzyıllardır inanmaktan vazgeçmediği nazar, neden bu kadar güçlü bir yer edinmiş durumda?
























