Modern toplumda ‘travma’ kavramı, klinik bir tanı koymanın ötesinde bireysel ve toplumsal deneyimlerimizi anlamlandırmanın temel söylemi haline geldi. Ben de bu yazımda son yıllarda gelişen bu yeni travma söylemine farklı açılardan yaklaşarak, nedenlerini sorgulamaya çalışacağım. Keyifli okumalar.

Nick Haslam: Kavram Kayması

Travma söylemine yönelik en sistematik eleştirilerden biri, Melbourne Üniversitesi’nden psikolog Nick Haslam tarafından ortaya konulan “kavram kayması” teorisidir. Haslam, psikolojinin temel kavramlarının –istismar, zorbalık, önyargı ve özellikle travma– son yarım yüzyılda anlam alanlarını kademeli olarak genişlettiğini savunmaktadır. Bu genişleme, toplumun zarar algısındaki artan duyarlılığın bir sonucudur ve Haslam’a göre bu durumun hem ahlaki kazanımları hem de psikolojik sonuçları bulunmaktadır.

Travma kavramını, ölüm tehdidi veya ağır yaralanma gibi olaylardan, duygusal olarak zararlı hissetme durumu veya bu zarardan kaynaklı her türlü stresli yaşantıya doğru çekilme olarak açıklayabiliriz. Ancak günümüze baktığımızda travma, bu tanıma sığmayarak artık sadece doğrudan deneyimlenen olayları değil, medya aracılığıyla tanıklık edilen veya başkalarından duyulan olayları da kapsayacak hale gelmiştir. Haslam’ın analizine göre, bu genişleme süreci tesadüfi değildir; Batı kültürlerinde yükselen bir “zarardan kaçınma” ve “hassasiyet” ideolojisinin yansımasıdır. Bu ideoloji, bireyi koruma amacı taşısa da, ironik bir şekilde bireyin kendi dayanıklılık kapasitesini küçümsemesine ve kendisini sürekli “kırılgan” bir özne olarak kurgulamasına yol açmaktadır.

 

Frank Furedi: Terapi Kültürü ve Kırılganlığın İnşası

Sosyolog Frank Furedi, travma söylemini daha geniş bir toplumsal dönüşüm olan “terapi kültürü” çerçevesinde eleştirmektedir. Furedi’ye göre, modern toplumda bireylere sunulan yeni “kişilik senaryosu”, doğuştan gelen bir duygusal savunmasızlık ve sürekli risk altında olma duygusu üzerine kuruludur. Bu kültürde travma, nadir görülen bir klinik durumdan ziyade, modern varoluşun kaçınılmaz bir parçası ve hatta bir “kimlik” kaynağı haline gelmiştir.

EMDR Terapisi: Travma ve Psikolojik Sorunlarla Başa Çıkmada Etkili Bir Yöntem | Medipol Sağlık Grubu

Medipol Sağlık Grubu

Bizler, yaşadığımız hayal kırıklıklarını mantıksal veya ahlaki yollarla çözmek yerine artık bunları duygusal birer yara veya kalıcı hasar olarak yorumlamaya teşvik ediliyoruz. Bu durum haliyle bizlerin kendi hayatımız üzerindeki kontrolünü zayıflatıyor ve sürekli bir onaya muhtaç hale getiriyor. Bir kişinin, deneyimini ”travma” olarak adlandırması, ona ahlaki bir statü kazandırıyor ve başkalarından özel bir ilgi, koruma talep etmesine yol açıyor. Ancak bana göre bu mağduriyet statüsü, kişiyi kendi iyileşme sürecinden uzaklaştırarak onu daha da hasarlı hale getirebiliyor.

Mağduriyet Kültürü

Mağduriyet kültüründe statü, ne kadar dirençli olduğunuzla değil, ne kadar zarar gördüğünüzle ölçülür. Travmayı, bu mağduriyet ekonomisinin para birimi gibi düşünebiliriz. Bir olayı travmatik olarak etiketlemek, onu ahlaki bir olay haline getiriyor. Dolayısıyla, kasıtlı olmayan veya çok küçük ölçekli takılmalar, şakalaşmalar ve sosyal gaflar bile artık travmatik saldırı olarak algılanabiliyor. Bu durum, toplumsal barışı sağlamak yerine kutuplaştırmayı artırmakta ve bizlerin diyalog yeteneğini köreltmektedir.

Travma anlatısı, içimizdeki gizli yarayı keşfetmeye ve bu yarayı uzmanlara itiraf etmeye davet eder. Böylece kendimizi ancak bir mağdur veya hayatta kalan olarak gördüğümüzde toplumda bir ses ve kimlik kazanmışız gibi hissederiz. Foucaultcu bir perspektiften baktığımızda, her şeyin travmatize edilmesi, iktidarın bireyin en mahrem alanlarına girmesine neden olur. Bu durum, politik olayların psikolojik olaylar haline gelmesine yol açarak, toplumsal adaletsizliklerin yapısal çözümler yerine bireysel terapi süreçlerinde eritilmesini sağlar.

Travma Terapisi Nedir? ~ Yrd. Doç. Dr. Ümit Sertan ÇÖPOĞLU

Ladders

Tetiklenme Kültürü

Özellikle sosyal medya çağında yaygınlaşan bu kültür, aslında belirli söz, görüntü veya fikirlerin bireylerde yoğun duygusal reaksiyonlar doğurduğu ve bu reaksiyonların toplumsal olayları şekillendirdiği kültürel bir ortamı ifade eder. Tetiklenme kavramıyla artık hayatımızın her yerinde; kampüslerde, sosyal medya platformlarında ve aktif çevremizde karşılaşmak mümkün; çünkü kavram klinik anlamından uzaklaştı ve gündelik bir duygusal rahatsızlık anlamına genişledi. Bir şeyleri sorgulamak, eleştirmek yerini duygusal korunma alanına bıraktı. Tetiklenme kültürünün en güçlü hızlandırıcısı ise elbette sosyal medya algoritmalarıdır, özellikle X, Instagram ve TikTok duygusal olarak yoğun içerikleri ödüllendirir. Öfke ve incinme temalı paylaşımların daha fazla paylaşımı getirmesi, ahlaki (toplumsal) öfke içeren içeriklerin daha fazla görüntülenmesi ve tartışmalı konulardaki paylaşımların daha fazla etkileşime yol açması, tetiklenmeyi psikolojik bir durumdan çok medya performansına dönüştürüyor diyebiliriz. Kısacası tetiklenme kültürü, travma duyarlılığı ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi sürekli olarak yeniden üretir.

Toplumsal travmalar genellikle tıbbileştirilerek etkisiz hale getirilmeye çalışılmaktadır. Her şeyin travmatize edilmesi eleştirisi, aslında gerçek toplumsal acıların üstünün örtülmesine yönelik bir farkındalık çabasıdır. Buradaki belki de en büyük sorun, insanın en üstün özelliklerinden birisi olan direnç kapasitesinin patolojik hale getirilmesidir. Bizlere sürekli olarak hasarlı ve kırılgan olduğumuz mesajı veriliyor ve bu durumda olmayan kişiler dahi o hallere bürünerek toplumsal direncimiz günden güne zayıflıyor. Gerçek ve yıkıcı travmaların ciddiyetini korumak için; gündelik streslerimizin, hayal kırıklıklarımızın, tetikleyici olarak adlandırdığımız başkalarının hikayelerini bu şemsiyenin altından çıkarmamız gerekmektedir. Kendimizi sadece geçmişin bir kurbanı olarak görmek, geleceğimizin inşacıları olduğumuzu unutmamıza sebep olmaktadır.

 

Kaynakça

Bu içeriğin her türlü sorumluluğu ve hakları, yazar(lar)ına aittir.
Bu içerik, Temsil.org editör ekibinin ve bu sitedeki diğer içerik üreticilerinin görüşlerini yansıtmaz.