Bir imparatorun kasesine düşen tesadüfi yapraklardan, bugünün rengarenk bubble tea bardaklarına... Çay, tarih boyunca sadece demlenmedi, sürekli dönüştü. İlk başlarda şifa niyetine içilen, sonra şairlere ilham veren, bugün ise "wellness" ve estetik kaygılarla yeniden şekillenen bu bitkinin hikâyesi, insanlık tarihinin de bir özeti gibi. Çayın şifadan ritüele, ritüelden dijital bir fenomene uzanan binlerce yıllık yolculuğunu keşfedin.
Aşk artık tesadüflerin değil, algoritmaların sahnesinde oynanıyor. Bu yazı, romantizmin bitişini değil; "görüldü" bildirimleri, kaydırma hareketleri ve çevrim içi olma saatleri arasında yeniden kurulan ritmini anlatıyor. Artık yakınlık yan yana olmakla değil, "ulaşılabilir" olmakla ölçülüyor. Peki, seçeneklerin bu kadar bol olduğu bir dünyada neden bağlanmak her zamankinden daha korkutucu? Dijital çağda aşkın yeni, hızlı ve kırılgan yüzüyle tanışmaya hazır olun.
"Bana bak, o çocukla görüşmeyeceksin!", "Bu hâlin ne, başımıza satanist mi oldun?" , "Senden korkuyorum çünkü garip görünüyorsun.", "O müziği dinlersen seni evden atarım, anladın mı beni?" Hepsi 1980'lerde duymaya başladığımız ve eskiye nazaran daha az olsa da hâlâ karşılaştığımız naftalin kokulu cümleler. Evet, evet metal müzik hakkında konuşacağım bugün. Nasıl çıktı, şeytanla ilgisi ne, dinlememeli miyiz gibi soruları açıklığa kavuşturmaya çalışacağım.
Bedeniniz içinde yaşadığınız bir ev mi, yoksa sürekli güncellenmesi gereken bir 'yazılım' mı? Biohacking, sağlığı bir denge hâlinden çıkarıp bitiş çizgisi olmayan bir performans yarışına dönüştürüyor. Peki, daha verimli, daha odaklanmış ve daha optimize olmak uğruna; bizi insan kılan kırılganlığımızı ve yaşamın kendisini feda ediyor olabilir miyiz?
Bir fincan kahvenin soğumasından kara deliklerin olay ufkuna... Christopher Nolan sinemasında zaman; bazen hafızamızı silen bir düşman, bazen de boyutlar arası bir köprüdür. Zamanın okunu tersine çevirdiğimiz ve entropiye meydan okuduğumuz bu analizde, duvar saatlerinin ötesindeki gerçekliği sorguluyoruz.
Masallar, insanlığın en eski anlatı formlarından biridir. Sözlü kültür ortamında doğan, kuşaktan kuşağa aktarılan ve toplumların ahlaki, psikolojik, sosyal kodlarını taşıyan bu anlatılar yalnızca çocuklara hitap eden basit hikâyeler değildir. Aksine masallar, bir toplumun hayata bakışını, korkularını, umutlarını ve ideallerini semboller aracılığıyla aktaran güçlü kültürel metinlerdir.
Gökyüzünde ilerleyen bir uçağın ardında bıraktığı o büyüleyici izlere hepimiz denk gelmişizdir. Uzun uzun izlediğimiz bu kuyruk izleri basit fizik kurallarıyla açıklanabilirken komplo teorisyenlerinin radarından kaçamamıştır. Chemtrail teorisi olarak adlandırılan teoriye göre uçakların aslında kimyasal taşıdığı ve insanlığa zarar verdikleri yönünde iddialar vardır. KOMPLO TEORİLERİ NEDEN ORTAYA ATILIR? Komplo teorileri birtakım olaylar hakkında açıklama yapmak amacıyla ortaya atılır. Bir olay ya da olguya açıklama getirilme noktasında
Hafta sonu eğlencesi olarak elimize tutuşturulan o renkli biletlerin bedelini aslında kim ödüyor? Yıllarca bize 'doğa sevgisi' diye pazarlanan o devasa camların ve parmaklıkların ardında, aslında sevgiden çok uzak, ticari ve karanlık bir gerçek yatıyor. Bu yazıda; aquaparklardaki 'gülümseyen' yunusların sessiz çığlığına, hayvanat bahçelerindeki 'koruma' maskesinin ardındaki psikolojik çöküşe ve insan hevesi uğruna çalınan özgürlüklere mercek tutuyoruz. Eğlence anlayışımızı etik süzgecinden geçirmenin vaktinin geldiğine inanıyor ve
İnsanlar günlük hayatında giyinirken sadece ne giydiğine mi odaklanıyor yoksa, giydiklerini kimin ürettiğine ve üretici markayı neden seçip desteklediğine de dikkat ediyor mu? Peki ya markalar? Desteklediklerini gösterdikleri durumları ya da olayları gerçekten destekliyor mu, yoksa hepsi sadece bir pazarlama stratejisi mi ?
İlk bakışta karnı şişmiş bir gitarı andıran, ancak çalışma prensibiyle bir Orta Çağ mühendislik harikası olan Hurdy Gurdy; müzik tarihinin en eski enstrümanlarından birisidir. Ancak bu enstrümanı asıl büyüleyici kılan teknik yapısı değil, bin yıllık nefes kesici kariyeridir. 10. yüzyılda manastırların loş koridorlarında, rahiplerin Tanrı’ya ulaşmak için kullandığı kutsal bir "ses makinesi" olarak doğmuş; yüzyıllar sonra sokaklarda dilencilerin ekmek teknesi olmuş, en sonunda ise Fransız Sarayı'nda kralların ve kraliçelerin gözde oyuncağına dönüşmüştür. Tarihte hem "kutsal", hem "sefil", hem de "asil" olmayı başarabilmiş; gayda benzeri o kadim sesiyle Avrupa'nın tüm sınıf farklarını tek bir gövdede birleştirmiş yaşayan bir efsanedir.
























