Modern dünyada yaş, iş farketmeksizin herkes kendini yorgun hissediyor. Peki bu yorgunluğun sebebi sadece fiziksel midir, yoksa aslında yorulan bedenimiz değil zihnimizdeki yorgunluğun kendini farklı biçimlerde dışa vurması mıdır?
Sabah uyandığımızda dinlenememiş olmak, hiçbir iş yapmamamıza rağmen sürekli yorgun hissetmek, gün sonunda yaşadığımız tükenmişlik hissi…Tüm bunların hepsi herkes için çok tanıdık değil mi? Üstelik bu tanıdıklık sadece yetişkinlere de özgü değil. Özellikle gençlerde daha sık görülmekle birlikte çevremizdeki hemen herkes aynı histen şikayetçi: bitmek bilmeyen yorgunluk.
Dinlenirken Yorulmak
Günü bitirmiş bir halde eve geldiğimizde rahat bir nefes alıp dinlenmek için koltuğumuza uzanırız. Fakat çoğu kişinin de yaptığı gibi uzanır uzanmaz elimiz ya telefonumuza ya da televizyon kumandasına gider. Birkaç dakika oyalanmak için başına oturduğumuz ekran bizi çoktan içine çekmiş ve saatlerimizi almıştır bile. Bu süreç boyunca aslında fiziksel olarak hareket etmediğimiz için dinlendiğimizi düşünsek de zihnimiz durmak bilmeyen haberlerle, yeni içeriklerle dolmuş ve çalışmaya devam etmiştir.
Dinlenme alışkanlıklarının belli hiçbir yaş grubu olmadan ekrana bağlı hale gelmesi dijital dünyanın getirdiği süresiz bir yorgunluğun kaynağıdır. Çünkü ekran karşısında dinlendiğimizi düşündüğümüz her saniye aslında maruz kaldığımız yeni bir bilgi, farklı içeriklere verdiğimiz farklı tepkiler, izlediğimiz içerikleri birbiriyle kıyaslamak anlamına da gelir. Farkında olmadan yaptığımız bu eylemler fiziksel olarak hareket halinde olmasak bile yoğun bir zihinsel süreç demektir.

Mola Vermenin Değişen Yüzü
Geçmişte mola vermek denildiğinde insanların aklına yürüyüş yapmak, arkadaşlarla yapılan kısa sohbetler gelirdi. Dinlenmek için yaptığımız aktiviteler gerçekten hayatın temposundan biraz da olsa kendimizi geri çekebilmemizi sağlıyordu. Günümüz dünyasında değişen yalnızca teknoloji olmadı, hayatın ritmi de değişti. Ev ve iş ortamı arasındaki sınırların bulanıklaştı, çalışma saatleri esnedi, kitle iletişim araçları nedeniyle herkes her an ulaşılabilir hale geldi.
Modern toplum, bireyi boş zamanlarında da sürekli aktif olmayı dayatan bir sistemi beraberinde getirdi. “Boş zaman” kavramı içi kişisel gelişim, hobi vb. etkinliklerle dolu olmadığı sürece hoş karşılanmamaya başlandı. Dinlenmek amacıyla verdiğimiz molaların bu şekilde dolması sadece fiziksel bir hareketi değil aynı zamanda maddi ve kültürel bir güç de istiyor.

Hızlı Yaşamın Normalleşmesi
Bir zamanlar boş vakit insanın kendine döndüğü, hayatı yavaştan aldığı, tümüyle zihnini boşalttığı kişisel bir alandı. Şimdilerde sosyal alanlarda artan kalabalıkla birlikte hızlanan hayat akışı zamanın nasıl geçtiğini bize unutturuyor, adeta günlerin peşinden yetişmemize engel oluyor. Gündemi kaçırmamak, herkesin aynı hızda yaşamaya çalışması bu dönemde bir beklenti haline geldiği için insanlar yetişemeyecekleri kadar çok şeyle ilgilenmeye başlıyorlar. Bu durum içsel ve dışsal temponun arasındaki farkın açılmasına sebep olarak ve insanları asla geçmeyecek bir yorgunluğun içine sürüklüyor.
Aslında tam da burada dengeler değişiyor. Yavaş yaşam ritmi değişen zaman algısıyla birlikte istisnai bir eyleme dönüşüyor. Dinlenmek sadece müsait olunca yapılan bir aktivite haline geliyor. Tüm bu algıların bize getirisi olan yorgunluk sürekli üstümüzden atmaya çalıştığımız ama asla baş edemediğimiz bir probleme evriliyor.
Dinlenmemenin Faturası
Sonuç olarak bugün hemen herkesin hissettiği bu yorgunluk yalnızca yoğun geçen günlerin bir getirisi değil. Aynı zamanda kendimizi dinlememenin, kendimize durmak için kişisel bir alan yaratmamanın ve dışarıda dönüşen dünyaya eksiksiz bir biçimde ayak uydurmaya çalışmanın da bir bedeli. Zihnimiz hiç kapanmayan ve içinde onlarca sekmesi açık kalan bir bilgisayar gibi daima aktif halde. Bu aktiflik zihni diri tutmanın ötesine geçip yerini tüketemediğimiz bir yorgunluğa bırakmış durumda. Bu anlamda bakıldığında tüm bu yorgunluğun bize vermek istediği bir mesaj olduğunu fark etmek gerekir: Gerçek dinlenmek her boşluğu doldurmak değil, bilinçli olarak geri çekilmektir.
Kaynakça
- ERBAŞLI, E. (2020). YENİ İLETİŞİM ARAÇLARININ KULLANIM SIKLIĞI İLE DÖNÜŞEN KİŞİLER ARASI İLETİŞİM BİÇİMİ. In S. KARADOĞAN DORUK, İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ [Thesis]. https://nek.istanbul.edu.tr/ekos/TEZ/ET002401.pdf
- EdebiFikir. (n.d.). Yorgunluk Toplumu – EdebiFikir. https://edebifikir.com/kitap/yorgunluk-toplumu

Yorumunuzu Yayınlayın