Eurovision serisinin üçüncü yazısında; coğrafi olarak Avrupa ile hiçbir bağı olmayan ülkelerin sahnede ne işi var? Neden bazı ülkeler canlı yayınları karartıp yarışmayı boykot ediyor? Türkiye, iddia edildiği gibi sadece adaletsiz oylama yüzünden mi bu sahneden çekildi, yoksa işin arkasında çok daha derin bir kültürel kırılma mı var? sorularına cevap vermeye çalışacağım. Keyifli okumalar..

Eurovision Nasıl Başladı?

Önceki Eurovision yazılarında biraz bahsetmemize rağmen bu konuyu anlayabilmek adına yarışmanın tarihçesine biraz daha detaylı bakmamız gerekiyor. Eurovision Şarkı Yarışması, ilk kez 1956 yılında Avrupa Yayın Birliği (EBU) tarafından hayata geçirildi. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından harabeye dönmüş bir kıtayı kitle iletişim araçlarının gücüyle birleştirmeyi hedefleyen bu organizasyon, başlangıçta ütopik bir barış projesi olarak tasarlanmıştı. Kuruluş felsefesi itibarıyla siyaset dışı, saf bir eğlence platformu olma iddiası taşısa da yarışma, yetmiş yıla yaklaşan tarihi boyunca ulus-üstü bir Avrupa hayalinin sınırlarının çizildiği, test edildiği ve sürekli olarak yeniden müzakere edildiği bir jeopolitik sahne görevi gördü. Zamanla coğrafi sınırların ötesine geçerek İsrail ve Avustralya gibi ülkeleri bünyesine katması, Eurovision’u yalnızca coğrafi bir haritanın yansıması olmaktan çıkardı. Bu durum, Avrupa kimliğinin sınırlarının kültürel değerlerle mi, ekonomik araçların sahipliğiyle mi yoksa jeopolitik ittifak hatlarıyla mı belirlendiği sorusunu tartışmaya açtı.

1956’daki ilk yarışma, Kaynak: Alamy

Eurovision’a Kimler Katılabilir?

Eurovision Şarkı Yarışması’na katılım hakkı, devletlerin coğrafi veya egemenlik sınırlarından ziyade, ulusal kamu yayıncılarının EBU’ya olan kurumsal üyelik statüleri üzerinden şekillenir. EBU tüzüğü uyarınca aktif üyelik statüsü kazanabilmek için bir yayıncının, Uluslararası Telekomünikasyon Birliği tarafından tanımlanan “Avrupa Yayın Alanı” sınırları içerisinde yer alması veya Avrupa Konseyi üyesi bir devleti temsil etmesi şart koşulmaktadır. Kuzeyde İzlanda, güneyde Cezayir, batıda Portekiz ve doğuda Azerbaycan’a kadar uzanan Avrupa Yayın Alanı, coğrafi Avrupa’nın sınırlarını aşarak Levant ve Kuzey Afrika bölgelerini de içine alan tarihsel ve teknik bir bölgelemedir. Bu teknik tanımlama; Cezayir, Mısır, Ürdün ve İsrail gibi ülkelerin kamu yayıncılarının EBU’ya tam üye olabilmelerine yasal zemin hazırlamakta ve dolayısıyla Eurovision sahnesine katılım hakkı elde edebilmelerini sağlamaktadır.

Kategori Ülke / Yapı Açıklama / Güncel Durum
1) En Az Bir Kere Katıldı Almanya, Fransa, İtalya, Birleşik Krallık, İspanya, İsveç, İrlanda, Hollanda, İsviçre, Belçika, Danimarka, Norveç, Finlandiya, Avusturya, Portekiz, İzlanda, Yunanistan, Kıbrıs, Malta, İsrail, Türkiye, Monako, Lüksemburg, San Marino, Andorra, Arnavutluk, Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Ukrayna, Moldova, Polonya, Çekya, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Bulgaristan, Hırvatistan, Sırbistan, Slovenya, Karadağ, Kuzey Makedonya, Bosna-Hersek, Fas (1980), Avustralya (Özel Davetli), Rusya, Belarus. * Yarışmanın kurucu ülkeleri, yıllar içinde dahil olan Avrupa ülkeleri ve coğrafi sınır dışından katılan (İsrail, Fas, Avustralya vb.) üyeleri kapsar.* Rusya ve Belarus, EBU üyelikleri askıya alındığı için şu an aktif olarak katılamamaktadır.* Doğu bloku ve eski Yugoslavya ülkeleri (Yugoslavya FC dahil) bu kategoridedir.
2) Hiç Katılmadı, Ama Katılabilir Liechtenstein, Vatikan, Cezayir, Mısır, Ürdün, Lübnan, Libya, Tunus. * Liechtenstein: Ülkede aktif bir EBU üyesi yayıncı kuruluş (1FLTV) bulunmaktadır ancak finansal nedenler ve katılım maliyetleri sebebiyle henüz resmi bir katılım gerçekleştirememiştir.* Vatikan: Teknik olarak EBU üyesidir (Vatikan Radyosu) ancak dini yapısı gereği yarışmaya katılmamaktadır.* Cezayir, Mısır, Ürdün, Libya: Bu ülkeler Avrupa Yayın Alanı (EBA) içinde yer aldıklarından ve EBU üyesi yayıncıları bulunduğundan katılım hakkına sahiptirler ancak siyasi/kültürel tercihler nedeniyle hiç başvurmamışlardır.
3) Katılmak İstedi, Ama Daha Sonra Çekildi Tunus (1977), Lübnan (2005). * Tunus: 1977 yarışması için resmi olarak başvurmuş ve sahneye çıkış kurasında 4. sırayı çekmişti. Ancak daha sonra yarışmadan resmi olarak çekilme kararı aldı.* Lübnan: 2005 yılında yarışmaya katılmak için “Quand tout s’enfuit” şarkısını seçmiş ve resmi başvuru yapmıştı. Ancak Lübnan yasaları gereği, yarışmacı ülkeler arasında yer alan İsrail’in performansını canlı yayında yayınlamayı reddetmeleri üzerine EBU kuralları gereği yarışmadan çekilmek zorunda kaldılar.

Ancak EBU’nun kurumsal yapısı, tam üyelik ile ortaklık statüleri arasında kesin sınırlar çizmektedir. Eskiden aktif ve ortak üyelik olarak adlandırılan bu yapılar, 2015 yılında yapılan tüzük değişikliğiyle sırasıyla “üyelik” ve “ortaklık” olarak yeniden adlandırılmıştır. Avrupa Yayın Alanı içinde yer alan veya Avrupa Konseyi üyesi olan ülkelerin ulusal yayıncılarını kapsayan aktif üyelik statüsü; bu kanallara doğrudan yarışmacı gönderme, canlı yayınlama ve oylamaya katılma hakkı tanır. Buna karşılık, ülke büyüklüğüne göre 45.000 ila 4.000.000 İsviçre frangı arasında değişen katılım ücreti ödeme yükümlülüğü bulunur. Ortak üyeler ise Avrupa Yayın Alanı dışında kalan coğrafyalardaki Çin, Hindistan ve Japonya gibi kamu ve özel yayıncıları kapsar. Bu kanallar kurumsal iş birliği ve lisans anlaşmaları çerçevesinde sınırlı finansal katkı sunarak yarışmayı sadece yayınlama hakkına sahip olurlar ve özel bir onay olmadıkça yarışmacı gönderemezler. Son dönemde Kosova ve Faroe Adaları gibi siyasi tanınma sorunu yaşayan veya bölgesel özerk yapılara sahip yerler için ise geçici davetlere ihtiyaç duyulmaksızın, doğrudan ve sürekli katılımın önünü açmayı hedefleyen “Yardımcı Üyelik” statüsü önerilmektedir. Tüm bu teknik kurallara rağmen, kurumsal yapı ile izleyicilerin yarışmayı deneyimleme biçimi arasında derin bir uyuşmazlık bulunmaktadır. EBU yönetimi her fırsatta ülkelerin değil, bağımsız yayıncıların yarıştığı söylemini ön plana çıkarsa da sahnedeki bayraklar, ulusal oylama seremonileri ve jeopolitik bloklaşmalar, kitlelerin bu etkinliği tamamen ulusal egemenliklerin ve devlet kimliklerinin çarpışma alanı olarak algılamasına neden olmaktadır.

Kaynak: Yahoo

Avustralya’nın Ne İşi Var?

Avustralya’nın Eurovision’a dahil edilmesi, Avrupa kimliğinin coğrafi sınırları aşarak tamamen liberal-demokratik değerler ve tarihsel göç bağları üzerinden tanımlanan batılı bir kültür kurgusuna dönüştüğünün en net kanıtıdır. Okyanusya’da yer alan bu ülkenin katılımı, başlangıçta 2015 yılında yarışmanın 60. yıl dönümüne özel tek seferlik bir sembolik davet olarak kurgulanmış, ancak Avustralya kamuoyunun yarışmaya duyduğu ilgi ve ulusal yayıncı SBS’in sadık izleyici kitlesi nedeniyle katılım her yıl yenilenen bir mekanizmaya dönmüştür. Avustralya’nın entegrasyonu, İkinci Dünya Savaşından sonra Avrupa’dan bu kıtaya yönelen yoğun göç dalgasıyla şekillenen sömürge sonrası tarihsel ve kültürel mirasın kurumsal bir tescilidir. Karşınızda Avustralya’nın ilk temsilcisi Guy Sebastian – Tonight Again:

Bu durum, Eurovision’un küreselleşirken aynı zamanda Batı merkezli liberal normları “evrensel değerler” adı altında homojenleştirme çabasını da gözler önüne sermektedir. EBU, Avustralya’yı entegre ederek Avrupa sınırlarını esnetirken; Çin ve Japonya gibi Asyalı ortak üyeleri sadece yayıncı statüsünde tutmakta, Suudi Arabistan ve Katar gibi Orta Doğu ülkelerini ise muhafazakar medya ortamları ve liberal kültürel normlarla uyumsuzlukları nedeniyle yarışma alanının tamamen dışında tutmaktadır. Bu dışlama ve dahil etme durumları, Avrupalılığın coğrafi yakınlıktan ziyade, modern seküler yaşam tarzı, ifade özgürlüğü ve özellikle LGBTQ+ hakları gibi konulardaki ideolojik uyum üzerinden ölçüldüğünü göstermektedir. Bununla birlikte, bu esnek yapı kendi içinde yeni kırılganlıklar barındırmaktadır. Örneğin, Avustralya’nın ulusal yayıncısı SBS, 2026 yılında ünlü sanatçı Delta Goodrem liderliğinde yarışmaya katılma kararı aldığında ülke içinde ciddi protestolarla karşılaşmıştır. Sivil toplum hareketleri ve bazı eski yarışmacılar, İsrail’in askeri operasyonları sürerken SBS’in yarışmada kalmasının Avustralya’yı ahlaki açıdan suç ortağı haline getireceğini savunurken, SBS yönetimi bu boykot çağrılarına karşı yayıncılık bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruma argümanıyla savunma geliştirmiştir.

2026 Avustralya temsilcisi Delta Goodrem, Kaynak: Alamy

2026 Viyana Boykotu

Eurovision Şarkı Yarışması’nın 70. yıl dönümünü kutlamaya hazırlandığı 2026 yılında Viyana’da gerçekleştirilen organizasyon, tarihinin en büyük kurumsal ve yapısal çöküşüne sahne olmuştur. İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarının yarattığı insani yıkım karşısında EBU’nun bu ülkeyi yarışmada tutma kararı, üye ülkeler arasında bir isyan dalgası başlatmıştır. İrlanda, İspanya, Slovenya, Hollanda ve İzlanda’dan oluşan beş kurumsal ortak, EBU’nun Rusya örneğinde uyguladığı yaptırımları İsrail’e karşı uygulamamasını çifte standart olarak ilan ederek yarışmadan çekildiklerini veya tepki göstereceklerini açıklamışlardır.

Boykotun boyutu sadece kurumsal düzeyle sınırlı kalmayıp, Peter Gabriel, Massive Attack ve Macklemore gibi 1100’ü aşkın uluslararası sanatçı ile eski Eurovision şampiyonlarının boykota katılmasıyla küresel bir boyut kazanmıştır. Viyana’daki yarı finaller sırasında İsrailli Noam Bettan sahneye çıktığında salonda yükselen “soykırımı durdurun” sloganları ve bu sloganları atanların güvenlik güçlerince yaka paça dışarı atılması, EBU’nun “güvenli ve apolitik alan” kurgusunun sahada şiddetli bir biçimde sarsıldığını göstermiştir.

Kaynak: Euronews

Türkiye Neden Yok?

Türkiye’nin 1975 yılında başlayan ve 2012 yılındaki son katılımıyla askıya alınan Eurovision serüveni, ülkenin Batı dünyasıyla kurduğu kurumsal, siyasi ve kültürel ilişkilerin tarihsel bir aynasıdır. Türkiye’nin 2013 yılında yarışmadan çekilirken sunduğu resmi kurumsal gerekçe tamamen teknik parametrelere dayandırılmıştır. TRT, oylama sisteminde halk oylamasının etkisini azaltan yarı jüri sistemine geçilmesini, komşu ülkelerin ve bölgesel blokların şarkı kalitesine bakmaksızın birbirlerine sistematik olarak yüksek puanlar vermesini ve “Big Five” ayrıcalığını adaletsiz bularak yarışmadan çekildiğini açıklamıştır. Türkiye’nin kendi içinde de Azerbaycan ve Balkan ülkeleriyle benzer oylama ortaklıkları kurduğu, buna karşın Yunanistan ile tarihsel gerilimlerin oylamalara doğrudan yansıdığı bilinmektedir.

Türkiye’nin son temsili (2012) Can Bonomo, Kaynak: Dikkat Müzik

Ancak bu “adaletsiz oylama” söylemi, çekilme kararının arkasındaki asıl ideolojik ve kültürel kırılmayı gizleyen bir örtüdür. Türkiye’deki siyasi iktidarın ve TRT yönetiminin muhafazakarlaşma stratejisi, Eurovision’un liberal, seküler ve özellikle LGBTQ+ görünürlüğünü merkezine alan yeni ahlaki evreniyle uyumsuz hale gelmiştir. Nitekim TRT Genel Müdürü İbrahim Eren’in 2018 yılında yaptığı resmi açıklamada, kamu yayıncısı olarak cinsiyetsizleşmeyi veya farklı kimliklerin ekranda yer almasını onaylayamayacaklarını, sakallı ve etekli bir figürün çocukların izlediği bir saatte televizyonda yer almasının kamu yayıncılığı ilkeleriyle ve toplumsal değerlerle bağdaşmadığını belirtmesi bu kültürel çatışmayı doğrudan ifşa etmiştir. Bu açıklamalar, Türkiye’nin yarışmaya dönmeme kararının teknik bir puanlama protestosunun ötesinde, ahlaki ve ideolojik bir tercih olduğunu kanıtlamaktadır. Hatta 2009 yılında Hadise’nin Eurovision sahnesinde giydiği kıyafet ve sergilediği performansın muhafazakar çevrelerde yarattığı tartışmalar, o tarihten sonra yarışmaya bir daha kadın sanatçı gönderilmemesi yönünde zımni bir kurumsal baskının oluşmasına neden olmuştur. Türkiye’nin sadece yarışmacı göndermeyi bırakmakla kalmayıp, yarışmanın televizyondaki canlı yayınlarını dahi tamamen yasaklaması ve karartması, ülkenin kendisini modern Avrupa’nın seküler kültür havzasından tamamen ayırma iradesinin sembolik bir adımıdır.

2009 Türkiye temsilcisi Hadise, Kaynak: Alamy

Son Söz

İsrail ve Avustralya gibi ülkelerin varlığı üzerinden yürütülen Avrupalılık tartışması, Avrupa’nın artık coğrafi bir kıtadan ziyade, sınırları sürekli olarak esnetilen ama aynı zamanda kendi içinde de derin ahlaki ve siyasi ayrımlarla bölünen ideolojik bir kurgu olduğunu gösterir. Jürilerin ahlaki korunma refleksiyle hareket ederek ulusal çıkarlara göre pozisyon alması, buna karşın halk oylamasının kitlesel siyasi kampanyalarla manipüle edilerek tamamen farklı bir kutba savrulması, Avrupa liberal kurumlarının temsil gücünü ve meşruiyetini yitirdiğini gözler önüne serer. Eurovision’un geleceği, Avrupa’nın kendi değerleri üzerinde asgari bir uzlaşıyı yeniden inşa edip edemeyeceğine doğrudan bağlıdır. Viyana’daki ekran karartmaları, finansal krizler ve ulusal çekilmeler, ortak bir kültürel alan hayalinin jeopolitik kutuplaşma ve kimlik savaşları çağında sürdürülebilmesinin imkansızlığını ortaya koymaktadır. Sınırların bu denli aşınması ve esnetilmesi, en nihayetinde yarışmanın üzerine kurulduğu medeniyet kurgusunun kendi kendini tüketmesiyle sonuçlanmıştır.

Kaynakça

Bu içeriğin her türlü sorumluluğu ve hakları, yazar(lar)ına aittir.
Bu içerik, Temsil.org editör ekibinin ve bu sitedeki diğer içerik üreticilerinin görüşlerini yansıtmaz.