Kediler için “nankör” diyenler aslında büyük bir yanılgının içine düşüyor. Onlar sadece geçmişteki tanrılık statülerini unutmuyorlar, itaat etmiyorlar ama çeşitli yollarla sevgilerini size gösteriyorlar. Antik Mısır’ın tütsü kokulu tapınaklarından günümüzün viral, hepimizi ekrana kitleyen tatlı kedi videolarına uzanan serüvenleri, aslında insanın doğayla kurduğu en inişli çıkışlı ve en derin, güzel bağın hikayesi. Sahiplenilmeyi ve itaat etmeyi reddeden, kafasına eseni yapan, sadece bize “eşlik etmeyi” seçen minik patili aristokratların, tarihin tozlu sayfalarından modern psikolojinin merkezine nasıl sızdığını ve bizlerle sessiz şekilde kurduğu eşsiz iletişime göz atalım.

Mısır’ın Kutsal Patileri

Kedilerin tarih sahnesine girişi öyle alelade bir evcilleşme hikayesi değil: bir yükseliş destanıdır. Antik Mısır’da bir kediyi incitmek, sadece bir suç değil, kozmik bir hata kabul edilirdi. Bereket, doğurganlık ve koruyuculuğun simgesi olan Tanrıça Bastet’in yeryüzündeki temsilcileri olarak görülen kediler, o dönemde evin neşesi değil, evin “kutsal koruyucusu”ydular. Ancak bu kutsallığın pratik bir sebebi de vardı: Kediler, Mısır’ın hayat damarı olan tahıl depolarını kemirgenlerden koruyan gizli kahramanlardı. Vikinglerin gemilerinde fare avcısı olarak dünyayı dolaşan bu patili denizciler, zamanla tapınaklardan çıkıp insanlığın en sadık ve en bağımsız yoldaşlarına dönüştü. Mısırlılar için kedi demek denge, zarafet ve öteki dünyayla kurulan bir köprü demekti. Ölen kedilerin mumyalanıp yas tutulması, aslında o dönemdeki bağın ne kadar ruhsal ve dokunulmaz olduğunun en büyük kanıtı.

Cats Rule in Ancient Egypt | National Geographic Kids

Kaynak: Oggito

Orta Çağ’ın Karanlığından Modern Zamana

Zaman geçip devir değiştiğinde, kedilerin bu kutsallığı ne yazık ki bazı dönemlerde yanlış anlaşılmaların ve batıl inançların hedefi oldu. Ancak kedilerin o mağrur duruşu bu karanlık dönemleri de aşmayı başardı. Sanayi Devrimi dönemi ile beraber ev içindeki yerlerini sağlamlaştıran kediler, modern insanın o bitmek bilmeyen yalnızlığın en zarif ve mesafeli cevabı verdi. Bugün onları fare avlasınlar diye değil, ruhumuzu avlasınlar diye hayatımızın merkezine alıyoruz.

İletişimin Sessiz Dili

Kedilerle kurulan bağ aslında dünyanın en saf iletişim biçimlerinden biri. Kelimelerin veya yapay nezaketlerin olmadığı bir yerde, sadece bir göz kırpışı, bir mırıltı veya kuyruk hareketiyle kurulan bu bağ, insanın en ilkel anlama çabasını temsil ediyor. Kuyruk, göz ve kafalarıyla anlatmak istedikleri şeyi rahatlıkla söylüyorlar. Örneğin bir kedi kuyruğunu dik tutarak size yaklaşıyorsa, bu kocaman bir “selam, seni gördüğüme sevindim!” demektir. Gözleriyle ise göz öpücüğü dediğimiz hareketi yapıyorlar. Gözlerini yavaşça kapatıp açması kedi dilinde en samimi sevgi göstergesidir. Aslında bu bir “senin yanında güvendeyim” mesajıdır. Kafasını size sürtmesi ise sizi kendi ailesinin bir parçası olarak işaretlemesi ve derin bir minnet göstergesidir. Kediler bizi manipüle mi ediyor yoksa bizi bizden iyi mi tanıyorlar diye sorgulayabiliriz. Belki de her ikisi. Onlarla yaşamak, insanın kendi egosunu bir kenara bırakıp, başka bir canlının ritmine ve özgürlüğüne saygı duymayı öğrenme sürecine dönüşüyor.

Mırıltının Bilimsel Mucizesi

Bir kedinin “motoru çalıştırması” sadece bir ses değil, doğanın en şifalı titreşimi olarak görülüyor. Bilimsel olarak kedilerin 25-150 Hz arasındaki mırıltısı, insanlarda kan basıncını düşürür, stresi azaltır ve hatta kemik dokusunun iyileşmesine yardımcı olur. Yani kediniz göğsünüze yatıp mırıldadığında, aslında sizi biyolojik olarak tamir eden canlı bir terapi cihazına dönüşüyor.

Kaynak: Petibom

KAYNAKÇA

Bu içeriğin her türlü sorumluluğu ve hakları, yazar(lar)ına aittir.
Bu içerik, Temsil.org editör ekibinin ve bu sitedeki diğer içerik üreticilerinin görüşlerini yansıtmaz.