Televizyonlar, telefonlar, tabletler… Dört bir yanımız ekranlarla dolu. Kimimiz ofislerinde, kimimiz kütüphanede saatlerce bilgisayar başında oturuyor, küçük ekranlarında küçük yazılar okuyor ve yazıyor. Haliyle gözlerimiz yoruluyor. Bazen ekranlardan gelen mavi ışıktan korunmak için, bazen de görmede yetersizlik sebebiyle gözlüklerimiz bize yardımcı oluyor. Günümüzde bazen de aksesuar olarak kullanılmaya başlayan gözlükler, tarih boyunca şu andaki albenilerine sahip değildiler. Peki gözlükler sadece tıbbi birer araç olmayı bırakıp podyumlardaki yolculuklarına nasıl başladı?
Tarihsel Başlangıç ve Zekayla Özleştirilmesi
Medyada tasvir edilen gözlüklü karakterleri düşünün: genellikle kütüphanelerine gömülmüş, toplumdan izole, entelektüel birikimi yüksek ve çalışkan karakterlerin bir parçasıdır gözlük. 13. yy.da İtalya’da icat edilmesinden günümüze, okuma-yazma eyleminin bir sembolü hâline gelmiştir. O dönemi düşündüğümüzde, henüz matbaanın icat edilmemiş olması sebebiyle okuma-yazma becerisi sadece üst sınıfa, seçkinlere ait bir özellikti ve “lüks” bir unsurdu. Gözlük bu şeklide sanat eserlerine girmiş oldu, bilgelik ve otoriteyi simgeleyerek. Fakat bu bilge ve otorite sahibi insanlar, din ve bilim insanları, fiziksel güç gerektiren işlerden uzaklaşmış, kendilerini beyin gücü gerektiren işlere adamışlardı ve toplumdan izole olmuşlardı. Gözlüklü olmanın soyutlanmış birey olmakla bağlantısının temelleri de bu şekilde atılmış oldu.

Josef Abel’in ünlü Avusturyalı besteci Franz Schubert’i resmettiği tablosu
Toplumsal Cinsiyet ve Gözlükler
Kadınlar tarih boyunca “güzel olmak”, “estetiklere uymak” gibi yükleri omuzlarında taşırken, gözlük kullanmak da yine kadınlar için kolay olmamıştır. Yirminci yüzyıl başlarında gözlük takan bir kadın olmak, erkek egemen bir toplumda, kadınların adeta “pasifliklerini” kaybetmesi anlamına geliyordu. Çünkü gözlük takmaya başladığınızda artık gören, inceleyen etken bir özne hâline geliyordunuz. Bunun yanında “evde kalmış”, “çekici olmayan” gibi etiketler üzerinize yapışıyor; medyada da “erkekler, gözlük takan kızlara yüz vermez gibi” cümlelerle bu düşünce pekiştiriliyordu.

Sinemada Gözlük
Okulun çalışkan, sessiz kızını partiye hazırlayan arkadaşıyla yaşadığı o sahneye hepimiz aşinayızdır. Kızın saçları ve makyajı yapılır, güzel bir elbise seçilir ve artık “güzel” kız olmasının önünde tek bir engel kalmıştır: gözlüğünü çıkarmak. Sinemada gözlük sadece görmeye yardımcı tıbbi bir araç değil, karakterin sosyal becerilerinin yetersizliğini, utangaçlığını ve görülmeyecek kadar pasif bir karakter olduğunu belirtmek için kullanılmış bir semboldür. Karakter gözlüğünü bırakır ve aniden dikkat çekmeye başlar, sosyal ilişkileri düzelir ve insanlar onu ilgi çekici bulmaya başlar. Gözlüklerin sinemada bu şekilde yer alması özellikle gençlerin gözlüklerinden utanmasına sebep olmuştur.

Mia Thermopolis karakteri, The Princess Diaries filminde gözlüğünü çıkararak “güzelleşir”.
Aksesuar Olarak Geri Dönüş
Tarih 1940’ları gösterirken gözlük büyük bir imaj değişimi yaşıyor. Claire McCardell ve Elsa Schiaparelli gibi moda tasarımcıları, gözlüğü eski “sıkıcı” ününden kurtarıp bir aksesuar olarak kullanma fikrini ortaya atıyor ve gözlüğün podyumdaki macerası başlıyor. Bu tasarımcılar sayesinde bir “kusur” olarak görünen ve saklanamaya çalışılan gözlük, kıyafetlerin tamamlayıcı parçası konumuna yükseliyor. Daha sonra 1960’larda Vogue dergilerinde de görünürlük kazanmasıyla “inek” olmaktan “havalı” olmaya geçiş yapılmış olunuyor. Artık sadece görme problemlerine değil, stil problemlerine de yardımcı oluyor. Modanın gücüyle bir sembolün anlamı tekrar yazılıyor.

Elsa Schiaparelli’ye ait gözlük tasarımı
Dijital Çağda Okuryazarlığın Statüsü ve Estetikler
Sosyal medyanın hayatlarımıza girmesiyle hepimizin dikkat süresi azaldı. Yoğun ve kısa içerik tüketimine alışan beyinlerimiz için odaklanmak, bir kitabı elimize alıp kendimizi sadece ona verebilmek her zaman olduğundan zor. Bu yüzden dijital çağda odaklanabilmek, etrafımız ekranlarla doluyken bir gazeteyi veya dergiyi okuyabilmek, defterimize küçük şiirler yazabilmek ve “entelektüel disipline” sahip olduğumuzu yansıtabilmek önemli hâle geldi. Gözlükler günümüzde bu amaca da hizmet ediyor. Özellikle son zamanlarda trend olan “office siren, librarian” gibi estetiklerde sıkça karşımıza çıkan gözlükler, kültürel sermayeye sahip olunduğunu simgelemek için kullanılıyor.

“Office siren” estetiği ve gözlük kullanımı
KAYNAKÇA:
- Handley, N. (2019). Cult Eyewear: The World’s Most Iconic Accessories. Merrell Publishers.
- Yohannan, K. (2002). Claire McCardell: Redefining Modernism. Harry N. Abrams.
- Vogue Archive. (1940-1960). “The New Optical Era”

Yorumunuzu Yayınlayın