11 Eylül 2001’de New York oldukça açık bir havayla güne merhaba demişti; havada neredeyse bir tane bile bulut yoktu. Ancak saat 08.46’da tüm New York’u saran o toz bulutu, tüm dünya için geri dönülemeyecek bir anı temsil ediyordu. O an sadece gökyüzü kararmadı, kitle iletişim araçlarının gerçeği sunma biçimi de kökten değişti. Dünyanın dört yanından milyarlarca insan, tarihin en büyük trajedilerinden birini bir film izler gibi eş zamanlı ve kesintisiz bir şekilde canlı yayında izlerken, haberler artık sadece bir bilgi aracı değil, bizzat “travmanın kendisi” hâline gelmişti.
Umutların Yıkıldığı O 17 Dakika
New York halkı daha ilk kulenin şokunu atlatamamışken tam 17 dakika sonra ikinci şoku yaşadı. Saatler 09.03’ü gösterirken Güney Kulesi’ne çarpan ikinci uçak insanların bu olayın bir kaza olabileceğine dair olan bütün umutlarını da kuleyle birlikte yerle bir etmişti. Bu ikinci şok dalgası hızla binlerce insanın evlerine yayılmış ve bütün Amerika halkı umutlarını televizyon ekranlarına bağlamıştı.

Filtresiz ve Savunmasız Bir Gerçeklik
İşte tam o noktada, televizyonun o soğuk camı aradan kalktı sanki. O ana kadar haber bültenleri, olmuş bitmiş olayları bize aktaran birer anlatıcıydı. Ama o sabah, ekran başındaki herkes, olay yerindeki muhabirle aynı anda, aynı bilgisizlikle ve aynı dehşetle izliyordu her şeyi. Kurgu yoktu, sansür yoktu, hazırlık yoktu. Medya, ilk kez bu kadar savunmasız ve çıplak bir gerçeği, hiçbir filtre uygulamadan oturma odalarımızın ortasına bırakıvermişti.

Kolektif Hafıza ve “Son Dakika” Travması
Bu durum, izleyici ile ekran arasında garip ama kuvvetli bir bağ kurdu. İnsanlar korktukça ekranı kapatmak yerine, daha da yaklaşıyorlardı. Çünkü o an bilgi almak bir ihtiyaçtan öte, hayatta kalma dürtüsünün bir parçası gibiydi. O günden sonra son dakika kuşakları, alt yazılar ve canlı bağlantılar bir daha hiç eskisi gibi olmadı. 11 Eylül, modern dünyanın kolektif hafızasına, o masmavi gökyüzünün dumanla kaplandığı o kareyle kazınırken medya da artık sadece büyük kitlelere haberi veren değil, yaşananları doğrudan yaşatan bir parçaya dönüştü.
11 Eylül ve medya arasındaki ilişki, sadece bir haberin aktarılması değil, medyanın işleyiş biçiminin tepeden tırnağa yeniden yazılmasıdır. 11 Eylül saldırılarından sonra medyada birtakım düzenlemeler ve değişmeler yaşandı. Bunlardan en önemli, etkileyici ve sarsıcı olanları sizlerle paylaşmak istiyorum.
Altyazı Bandının Doğuşu
Bugün televizyonlarda görmeye alıştığımız ekranın altından geçen akan haber alt yazı bantları 11 Eylül sabahı doğmuştur. O gün Fox News, CNN ve MSNBC gibi kanallar, o kadar çok bilgi akışı verdi ki, spikerin her şeyi seslendirmeye yetişemeyeceğini anladılar ve alt yazı bantlarını izleyiciyle buluşturdular. Böylece İzleyiciyi aynı anda hem görselle hem de ekstradan onlarca farklı bilgiye aynı anda ulaşmış ve haberleri takip edebilmiştir.
CNN’in Yanlışlıkla Verilen İlk Haberi
O sabah saldırı haberini dünyaya ilk duyuran CNN olmuştu. Ancak ilk uçak çarptığında, medya henüz olayın bir terör saldırısı olduğunu bilmiyordu. İlk haber ekranlara düştüğünde alt yazıda Dünya Ticaret Merkezi’ne bir uçağın çarptığına dair doğrulanmamış raporlar var olduğunu belirten bir cümle geçmişti. Haberi sunan spiker uçağın küçük, özel bir pervaneli uçak olduğunu tahmin ediyordu fakat 17 dakika sonra ikinci bir uçak Güney Kulesine çarptığında bu tahmin ani bir şekilde rafa kaldırıldı.
Arşivlerin “Dehşet” Nedeniyle Kapatılması
Saldırı anında binadan atlayan insanların görüntüleri medya etiği açısından büyük tartışmalar yarattı. Birçok yayın kuruluşu, toplumda yaratılan travmanın derinliği ve ailelerin saygınlığı nedeniyle bu görüntüleri birkaç gün sonra arşivlerine kilitledi ve bir daha asla ana akım medyada yayınlamama kararı aldı. Bu yaşanan talihsizlik kamuoyunun bilme hakkı ile insan onuru arasındaki en keskin medya tartışmalarından biri olarak şu an günümüzde yerini almıştır.

BBC
Kolektif Hafıza ve “Son Dakika” Travması
Yaşanan bu saldırılar sonucunda izleyici ile ekran arasında eskisine hiç benzemeyecek kadar kuvvetli bir bağ kurdu. İnsanlar korktukça ekranı kapatmak yerine, daha da yaklaşıyorlardı. Çünkü o an bilgi almak bir ihtiyaçtan öte, hayatta kalma dürtüsünün bir parçası hâline gelmişti. O günden sonra son dakika kuşakları, alt yazılar ve canlı yayınlar bir daha hiç eskisi gibi olmadı. 11 Eylül, modern dünyanın kolektif hafızasına, o gün New York’ta gökyüzünün dumanla kaplandığı o kareyle kazınırken medya da artık sadece kitlelere haberi veren değil, yaşananları doğrudan yaşatan bir parçaya dönüşerek yeni bir boyut kazanmış oldu.
Kaynakça:
- Baudrillard, J. (2002). The spirit of terrorism (C. Turner, Trans.). Verso.
- Kellner, D. (2004). 9/11, spectacles of terror, and media manipulation: A critique of jihadist and Bush media politics. Critical Discourse Studies, 1(1), 41–64.
- Silberstein, S. (2002). War of words: Language, politics and 9/11. Routledge.
- Zelizer, B., & Allan, S. (Eds.). (2002). Journalism after September 11. Routledge.

Yorumunuzu Yayınlayın