Günümüz Türkiye’sinde psikoloji bilimine ilginin artmasıyla birlikte çocuk gelişimine ve yetiştirilmesine, geçmişe kıyasla daha fazla önem verildiğini görüyoruz. Her ebeveyn artık bu konuda daha fazla bilgi sahibi olmak, yetkin olmak adına kitaplar satın alıyor, öğreniyor. Bu konu hakkında okuma yapmayanların karşısına da sosyal medya içerikleri çıkıyor ve bir şekilde maruz kalmış oluyorlar. Peki, bu bilgiler bizim aile dinamiklerimize uyum sağlayabiliyor mu, yoksa anne-babalar “iyi ebeveyn performansı” sergilemek zorunda mı kalıyor?

Bilginin Rehberlikten Performansa Dönüşmesi

Bugünlerde ebeveynlik, çocukların ihtiyaçlarıyla ilgilenmenin ötesinde “Nasıl daha doğru büyütebilirim?” düşüncesine odaklı ve bu düşünceyi çevreye kanıtlamak zorunda hissedilen bir performans hâline geldi. Okunan kitaplarla, ana akımdaki programlara çıkan uzmanlarla ve en çok da sosyal medyayla birlikte bir psikoloji bilgisi selinin içerisindeyiz. Öyle ki etrafımızda kendi çocukluğu bu farkındalıkla geçmemiş yeni nesil ebeveynlerin, birbirlerini öğrendikleriyle sık sık uyardıklarını “en iyisini ben biliyorum” yarışının içinde  kaldıklarını gözlemliyoruz: “Çocuğun öfkesini bastırmamak gerek”, “sınırlarını şimdiden bilsin” gibi cümlelerle… Tüm bu iyi ebeveyn olma çabası kulağa oldukça ideal geliyor. Sorun şu ki bu bilgiler bizim kültürümüzdeki aile gerçekliğine her zaman uyum sağlayamıyor; uygulandıkça yol gösterici olmaktan çıkıp, ebeveynin sürekli doğruyu yapması gereken bir baskıya dönüşebiliyor.

Kaynak: Shutterstock

Kültürel Gerçeklik ile Doğru Ebeveyn İdeali Arasında Kalmak

Türkiye’deki aile ilişkileri ne yazık ki; anne-baba-çocuk şeklindeki çekirdek bir yapıyla sınırlı kalmıyor. Aile büyüğü olan herkes çocuğun nasıl yetiştirilmesi gerektiğine dair söz söyleme hakkını kendinde görebiliyor, hatta çocuğun günlük rutinine yön verebilecek kadar ileri gidebiliyorlar. Böyle bir ortamda büyüyen bir çocuk ise anne babası ne kadar bilinçli ve tedbirli davranırsa davransın sınırlarla değil kendi istediğini yapabilme gücünü fark etmesiyle büyüyor. Kısa vadede bu bir sorun gibi görünmezken, kuralsız büyüyen bazı çocuklar ilerleyen yıllarda hayatın getirdiği sınırlara ve sorumluluklara karşı ayak direten, “özgürlük” adı altında sorumluluk almakta zorlanan bireylere dönüşebiliyorlar.

Kaynakça: Shutterstock

Bunun olmasını engellemeye, kendi idealini gerçekleştirmeye çalışan ebeveyn ise olması gerekenle çocuğun çevresindeki gerçeklik arasında sıkışıp kalıyor. Bu durumu basit bir örnekle açıklarsak; çocuğun kendi ailesi disiplin sağlamak amacıyla ekran süresini sınırlandırma kuralını koyarken, yanında bulunan bir aile büyüğünün “Çocuğu ağlatmayın, izleyiversin” gibi söylemleri bu sınırları kolayca geçersiz kılabiliyor. Bu noktada ebeveyn, çocuğun kişiliğini inşa eden, onu yetiştiren bir rehber olmaktan çıkıp kalabalık aile içindeki kuşakların farklı beklentileri arasındaki bir arabulucuya dönüşüyor. Hatta bazen kendi çocuğuna sınır koyup onun iyiliği için çabalarken eleştirilen, suçlanan bir taraf hâline bile geliyor.

Her ebeveyn, çocuğunun kendisinden daha iyi koşullarda, daha huzurlu bir hayata sahip olarak büyümesini ister. Bu isteği öğrendikleriyle, farkındalığıyla sağlamaya çalışan anne-babalar, pratikte tüm bunları uygulayamamanın baskısı içinde yaşıyorlar. Bu durumda da geriye onlarda sürekli kendini sorgulayan, yetemediğini düşünen ve her koşulda doğruyu yapmaya çalışırken tükenen bir ebeveyn profili kalıyor.

Kaynakça

  • Nas,E., (2023). Ebeveynlik Tutumuna Yeni Bir Bakış: Merhametli Ebeveynlik. İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırma Dergisi, 12 (3), 1924-1947.
  • Durmuş,E., (2025). Modern Zamanın Kaygıları ve Kolaylıkları Arasında Ebeveyn Olmak. Trt Akademi Dergisi, 10 (24), 830-837.
  • Özdemir, Y., Sağkal, A. S., Salman-Engin, S., Çakıroğlu Çevik, A. ve Gür, G. (2020). Türkiye’de birlikte ebeveynlik deneyimleri: Nitel bir çalışma. Nesne Psikoloji Dergisi, 8(16), 43-68.
Bu içeriğin her türlü sorumluluğu ve hakları, yazar(lar)ına aittir.
Bu içerik, Temsil.org editör ekibinin ve bu sitedeki diğer içerik üreticilerinin görüşlerini yansıtmaz.