Aynı anda binlerce kişiye ulaşabildiğimiz ama kimsenin birbiri ile gerçekten bağ kuramadığı, dokunamadığı o tuhaf çağdayız. Ekran ışıkları söndüğünde baş başa kaldığımız o sessiz karanlık boşluk, aslında dijital kalabalıkların en büyük ironisi. Bağlantı var ama temas yok, peki biz bu kadar “çevrim içiyken” nasıl bu kadar yapayalnız kaldık?
Bağlantı Var Temas Yok
Modern hayat bize “asla yalnız kalmayacaksınız” vaadini sundu. Sürekli online olmak, sürekli ulaşılabilir olmak, eskilerdeki gibi insanların birbirine ulaşabilmek, konuşabilmek için harcadığı çaba bir anda kayboldu. Aslında bu gelişim bir yandan bize zaman kazandırıp işlerimizi kolaylaştırıyor bu açıdan inanılmaz bir buluş. Ancak bütün insan ilişkilerinin içini boşaltmış durumda. Herkes bireyselleşip kendi dünyasına çekilebiliyor; insanların sadece hatır ve sevgi için yan yana durabildiği süre gözle görülür şekilde azalıyor tüm ilişkiler çıkar üzerine kurulu oluyor. Ek olarak yalnız kalmaktan korkan insanlar etrafında çok fazla samimi olmayan maskeli gruplar bulunduruyor veya o gruba ayak uydurmak için kendini eğip büküp uyum sağlıyor, aslında kendi gibi olamıyor ve kendi benliğine ulaşmaktan da gün geçtikçe uzaklaşıyor. Etrafımızda onlarca insan bulunabiliyor ama artık kimsenin anda bulunmak gibi bir çabasının olmaması, arkadaşlık bağlarının ve ikili ilişkilerin içerisine “karşıdaki kişi için çaba göstermek” dahil edilmeyen bir eyleme dönüştüğü için insanlar sadece gününü geçirebileceği yüzeysel ilişkiler kuruyor. Biz İletişim Bilimleri öğrencilerinin gördüğü o temel kuralı her gün yaşıyoruz. Nicelik, nitelik demek değildir. Binlerce takipçi veya bitmek bilmeyen grup sohbetleri, o derin “anlaşılma” ihtiyacını karşılamaya yetmiyor. Bağlantı hâlindeyiz ama gerçek anlamda bir “temas” kuramıyoruz.

Shutterstock
“Bed Rotting” Yatakta Çürümenin Melankolisi
Son zamanlarda sıklıkla duyduğumuz o bed rotting (yatakta çürüme) hâli, aslında bu yalnızlığın en somut dışavurumu. Saatlerce yorganın altından çıkmadan, sadece ekrana bakarak günü bitirmek bir dinlenme değil, sosyal dünyanın o yorucu “mükemmellik performansı” sahnesinden bir kaçış olarak geliyor. Gerçek hayatta maske takmaktan yorulunca piksellerin arasına saklanıp kendi yalnızlığımızda çürümeyi daha güvenli buluyoruz sanırım. Oysa o ekran kaymaya devam etikçe içimizdeki boşluk daha da büyüyor, bunu Z kuşağı günümüzde oldukça fazla yaşıyor.

Medium
Mükemmellik Filtreleri Ve Görünmez Duvarlar
Sosyal medya, bir bakıma yalnızlığın en yakın dostu. Herkesin en mutlu, en estetik hâlini paylaştığı bir vitrinde, kendi sıradan acılarımıza yer bulamıyoruz. Zayıflıklarımızı paylaşamadığımız bir ortamda kurulan her ilişki, sadece bir performanstan ibaret kalıyor. Gerçek bağ, kusurların paylaşıldığı yerde başlar, gözümüzü açıp baktığımızda filtrelerin arkasına saklanarak birbirimizle değil. Yarattığımız o kusursuz avatarlar ile konuşuyoruz.

Rehberlikservisi
Ekran Kapatıp Gözlere Bakmak
Günümüzde modern yalnızlık bir kader değil, bir tercih hâline gelmeye başladı. Bu sarmaldan çıkışın yolu daha fazla bildirim almak değil, ekranı kapatıp karşımızdaki insanın gözlerinin içine bakabilmekten geçiyor. Kendimize hatırlatmamız gereken şey birine “nasılsın?” diye mesaj atmakla, onunla bir kahve eşliğinde hayat, gündem vs. konularda sohbet etmenin arasında koca bir fark var. En son ne zaman telefonumuzu bir kenara bırakıp biriyle saatlerce, sadece “orada” olduğu için, hiçbir şey kanıtlamaya çalışmadan konuştuk, bunun üzerine bile saatlerce konuşabiliriz…

Yorumunuzu Yayınlayın