Bugünlerde hepimiz, hayatın şartlarına ve hızlı akışına ayak uydurmak adına durmaksızın ilerlemek zorundaymışız gibi, sürekli bir koşuşturma hâli içerisindeyiz: Yapmamız gerekenlerin listesi uzuyor, ulaşmamız gereken hedefler çoğalıyor, başarılı olmamız gereken çok fazla alan var. Peki bu yoğunluğun içinde ne kadar anda, kendimizle baş başa kalabiliyoruz? Yoksa geleceği tasarlarken yarattığımız gürültüde farkında olmadan şu anın değerini mi kaybediyoruz?  Tam da bu noktada mindfulness, bize durmayı, içinde bulunduğumuz ana yeniden temas etmeyi hatırlatıyor.

Zihnin Gelecekte Kaybolması

Günümüzde, modern dünyanın gereğiymiş gibi aynı anda birçok alanla ilgilenmemiz gerektiği düşüncesi bizi hiç sonu gelmeyecek bir yoğunluğun içine sürüklüyor. Bu yoğunluk hâli, ulaşmak istediğimiz konuma gelmemizi sağlıyor belki ama kendimize başarıdan tatmin olmak için zaman tanımıyor, hemen bir sonraki gerçekleşmesi gereken hedefe yöneliyoruz. Böylece fark etmeden tatminsiz, huzursuz bireyler hâline geliyoruz. Daha da önemlisi huzursuzluk üzerine de durup düşünmüyoruz. Duygularımızı anlamlandırmaya zaman ayırmıyoruz; hayatımıza başarılı olması beklenen bir proje gibi bakıyor, ilerlememize katkıda bulunmayacak hiçbir konuda durup düşünmeyi gerek görmüyoruz. Oysa durmadığımız her an, kendimizle kurabileceğimiz bağı biraz daha erteliyoruz.

Kaynak: iStock

Şimdiye Alan Açmak

Mindfulness’ın kökeni binlerce yıl öncesine, Budizm ve Doğu felsefesindeki farkındalık ve meditasyon pratiklerine dayanır. Bu yaklaşım, zihnin geçmişe ya da geleceğe sürüklenmek yerine şimdiki ana bilinçli bir dikkatle yönelmesini merkeze alır. Ancak mindfulness yalnızca spiritüel bir öğreti olarak kalmamış, Batı’da bilimsel bir çerçeveye de taşınmıştır. Kabat-Zinn, bu kadim uygulamayı dinî bağlamından ayırarak psikoloji ve tıp alanına uyarlamış; stres, kaygı ve duygusal zorlanmalarla baş etmede kullanılabilecek bir yöntem hâline getirmiştir. Böylece mindfulness, hem köklü bir geçmişe sahip hem de modern yaşamın ihtiyaçlarına cevap veren evrensel bir pratik olarak günümüzde yaygınlaşmıştır.

İStock

İStock

Bize ihtiyacımız olan durmayı, Mindfulness pratiği sunuyor. Onunla iç dünyamızda ve çevremizde olan biteni fark edebilmeyi hatırlayarak kendimizle olan bağı yeniden kurmamıza alan açıyor. Neredeyse bütün meditasyon tekniklerinin temelinde yer alan bu yöntem, aslında bir nevi nefese odaklanma egzersizi. Sessiz bir ortamda ve rahat bir şekildeyken yapılması gerekir: Zihin bu konumdayken durmadan bizi düşünce yağmuruna -hatalarımız, yanlışlarımız gibi- tutsa da, dikkatimizi önce nefesimize verip sonrasında da çevreden gelen seslere ve kokulara odaklanılması şeklinde ilerlenir. 15 dakikayla başlanır, zamanla dikkat arttıkça süre de artırılır. Her gün yapıldığında da zihni otomatik pilottan, yani alışılmış olumsuz düşünce ve kalıplardan arındırır. Anın değerinin farkında olmayı sağlar ve hayatın ihtiyacımız olan alanlarında dikkatimizi artırdığı da bilinmektedir.

Kaynakça

  • Aktepe, İ.,Tolan,Ö. (2020). Bilinçli Farkındalık: Güncel Bir Gözden Geçirme. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 12 (4), 534-561.
  • Uzun,B., Kral,T. (2021). Fark Et, Anda Kal; Namıdeğer Mindfulness: Farkındalık Uygulamaların Dünü, Bugünü ve Kültüre Duyarlılığı. Uluslararası Bilim ve Eğitim, 4 (1), 16-27.
Bu içeriğin her türlü sorumluluğu ve hakları, yazar(lar)ına aittir.
Bu içerik, Temsil.org editör ekibinin ve bu sitedeki diğer içerik üreticilerinin görüşlerini yansıtmaz.