Müzik tarihinde çoğu grup spot ışığını, kamera flaşlarını ve popüler kültürün parçası olmayı sevmiştir. Tam tersi bazı gruplar da kendi köşelerinde, herkese hitap etmesi ve en çok dinlenenler listelerinde üst sıralarda yer alması için değil, kendi estetik doyumları için müzik yapmış, böyle tatmin olmuşlardır. New York çıkışlı alternatif rock grubu Blonde Redhead, otuz yılı aşkın kariyeriyle, bu tanımın sözlük karşılığı. Blonde Redhead müziği anlaşılmayı beklemeyen, adeta hayatınıza sızan, deneyselliğiyle öne çıkan, Kazu Makino’nun ve Pace ikizlerinin güçlerinin birleşimiyle bambaşka bir deneyim.
Çok Uluslu Bir Başlangıç
Adını, 1980’lerin New York avangart post-punk sahnesinin önemli isimlerinden DNA’in bir şarkısından alan Blonde Redhead, 1993 civarında New York’ta bir İtalyan restoranında gerçekleşen tesadüfi bir karşılaşma sonucu, Japon kökenli Kazu Makino ile İtalyan kökenli ikiz kardeşler Simone Pace & Amedeo Pace tarafından kurulmuştur. Kendi ülkelerinden uzakta birleşen bu grubun müziğinde hissedilen “ait olmama” hissinin temeli buradan geliyor denebilir.

Etiketlere Hayır
New York merkezli Blonde Redhead, 1998’in sonlarında Japon sanatçı Mariko Mori’nin sergisini kutlamak için Pittsburgh, Pennsylvania’daki Andy Warhol Müzesi’nde sahne alarak sanat dünyasıyla güçlü bir bağlantı kurmuş olsa da, grup üyeleri müziklerini “art rock” olarak tanımlamayı reddeder. Müzikleri pek çok kaynakta alternatif rock veya indie rock olarak tanımlansa da onlar “etiketlere” karşı çıkar. Blonde Redhead; alışılmadık armoniler, titreşen funk ritimler ve punk öğeleri barındıran vurucu ve deneysel rock müziğiyle takdir edilmiştir. Fakat şarkıları deneysel olmak için deneysel değildir. Kazu Makino’ya göre sanatsallık; tuhaf sesler ve bilinçli karmaşa yaratmakla değil, müziğin arkasındaki düşünceyle ilgilidir.

“Sonic Youth” Etkisi
Blonde Redhead, müzik kariyerine başladığı dönemde ilk single’ları “Big Song” (1993) ile Sonic Youth grubunun bateristi Steve Shelley‘in dikkatini çekerek önemli bir dönüm noktası yaşamıştır. Shelley, 1993 yılında grup tarafından çıkarılan aynı ismi taşıyan ilk albümlerinin yayımlanmasında yardımcı olarak grubun sanat dünyasındakini hayatını resmen başlatmıştır.
Bas Gitarsız Dönem
Bas gitarist Maki Takahashi’nin ayrılışından sonra, üçüncü albümleri Fake Can Be Just As Good’ un kayıtları sırasında basçı Vern Rumsey gruba misafir olarak katılmıştır. Ancak bu dönemden sonra Blonde Redhead uzun süre bilinçli olarak bas gitar kullanmadan üretmeye devam etmiştir. Bu tercih, grubun müziğine daha keskin, daha “farklı” bir karakter kazandırır.

“Misery Is a Butterfly” Üzerine Bir İnceleme
Sanatçının ruhunda gerçekleşen kırılmayı anlatmasıyla, “Misery Is a Butterfly” albümü, grubun en özgün çalışmalarından kabul edilir. Albümün görünmeyen arka planında Kazu Makino’nun kayıt sürecinde geçirdiği ağır binicilik kazasının yarattığı fiziksel ve psikolojik travma yer alır, grubun müziksel zekasıyla bu kaza; kırılganlık ve travma bir sanat eserine dönüşür. Albümde bu trajedi bir pazarlama aracına dönüştürülmemiştir ya da yüksek sesle dramatize edilmemiştir. Kaza psikolojisi bir fısıltı gibi işler bu albüme. Şarkılar ani yükselişler yerine yavaş ve temkinli ilerler, Makino’nun vokali melodiler arasında usulca dolaşır. Bu albümü diğer Blonde Redhead işlerinden ayıran en belirgin özellik, hırçın gitar sesinin yerini yaylıların (keman ve çello) almasıdır. Barok pop etkisiyle şekillenen bu düzenleme şarkılara “rüyasal” ve daha melankolik, ağır, dramatik bir his katar. Tek tek şarkılardan ziyade, bütün bir yapı olarak anlam kazanır.
Blonde Redhead, Rick and Morty’de
Nisan 2014’te grubun “For the Damaged Coda” şarkısı, çizgi dizi Rick and Morty’nin ilk sezonunun bir bölümünde kullanıldı. Bu şarkının kullanımı, Nisan 2017’de üçüncü sezonda tekrarlandı ve şarkı, dizideki “Evil Morty” karakteriyle özdeşleşti. 2018 civarında ise bu parça, insanların hayatlarındaki üzücü anlarla dalga geçmek için kullandıkları bir “meme” hâline dönüştü.

Rick and Morty dizisi

Yorumunuzu Yayınlayın