Sylvia Plath’in Sırça Fanusta kullandığı meşhur incir ağacı metaforu, yalnızca bir kadının gençlik kaygılarını değil, modern bireyin karar verememe hâlinin ağırlığını da anlatır. Bu yazı Plath’in incir ağacına yeniden bakarak “seçememe”nin psikolojik, kültürel ve duygusal boyutlarını yorumluyor.
Seçim Olasılıkları
Sylvia Plath’in incir ağacı, artık sadece edebiyat öğrencilerinin masalarında duran bir metafor değil. Karar vermeyi gittikçe daha zor hâle getiren çağın simgelerinden biri. Plath, Esther Greenwood’un gözünden her bir dala ayrı bir hayat asar. Akademisyen olma arzusu, gezgin olma hayali, aşklar, başarı, özgürlük, annelik gibi. Hepsi de birer incirdir. Hepsi canlı, mümkün ve aynı anda cazip.
Esther, hiçbirini seçemez. Çünkü birini seçmek diğer tüm ihtimallerin ölümünü kabul etmektir. Günümüzde Plath’in bu metaforu, genç ya da yetişkin fark etmeksizin herkesin içinde yer eden bir çelişkiye dönüşüyor. Bir seçimin ağırlığı, seçilmeyen tüm yolların yasını tutmaktan geliyor. Plath’in incir ağacı bugün karşımıza çok daha geniş bir bağlamla çıkıyor. Artık mesele yalnızca bireyin kişisel kararları değil; kültürün, sistemin ve hatta sosyal medya çağının seçimi nasıl dönüştürdüğü.
Sonsuz Olasılık Yanılgısı
Bugünün kültürü, özellikle dijital dünya, bize bitmek bilmeyen seçenekler sunuyor; eğitim, kariyer, ilişkiler, şehirler, kimlikler. Bir zamanlar yalnızca yakın çevremizle sınırlı olan olasılıklar şimdi telefon ekranımıza sığan devasa bir evrene dönüşmüş durumda. Sosyal medya, başarı hikâyeleri, kişisel gelişim içerikleri ve sürekli güncellenen trendler. Hepsi de bizden daha fazla denememizi, daha hızlı seçmemizi ve hiçbir fırsatı kaçırmamamızı bekliyor.
Bu sonsuz ihtimaller manzarası ilk bakışta özgürlük gibi görünse de, Plath’in incir ağacını yeniden düşününce karşımıza farklı bir resim çıkıyor. Metaforik ağaç, artık sadece birkaç büyük dala değil; yüzlerce küçük, titreşen, birbirine geçen, sürekli çoğalan dallara sahip. Her bir dal benzersiz bir hayat vaat ediyor. Fakat dallar arttıkça ağacı taşıyan beden daha fazla yoruluyor. Seçenek arttıkça, seçememe ihtimali de katlanarak büyüyor. Burada devreye çağın en görünmez baskılarından biri giriyor: kaçırma korkusu (FOMO). Her seçeneğin bir diğerinden daha parlak, daha ideal ve daha doğru olabileceği düşüncesi, bireyi hareket edemez hâle getiriyor. İnsan kendi hayatının arayüzünde takılı kalıyor. Sağa kaydırıyor, sola kaydırıyor, araştırıyor, karşılaştırıyor, bekliyor ama ilerleyemiyor.
Plath’in döneminde incirler zamana yenilirken, bugün incirler tükenmiyor bile. Çünkü dijital kültür onları her gün yeniden üretiyor. Yeni bir şehir, yeni bir iş, yeni bir ilişki modeli, yeni bir kimlik tanımı her yerde. Seçenekler çoğaldıkça doğru zaman kavramı da buharlaşıyor. Her kararı askıya almak mümkün hâle geliyor. Bu askıya alış, görünmez bir yorgunluk yaratıyor. Sonsuz seçenek özgürlük değil, bazen boğulma hissidir. Bu boğulma, çoğu zaman dışarıdan fark edilmez. Çünkü modern kültür, bunu bir ayrıcalık gibi sunar. “Ne güzel, önünde bu kadar çok kapı var.” Oysa çok kapı olması, hiçbirinden içeri girememek anlamına da gelebilir.
Kadınlık Deneyimi ve Seçmenin Bedeli
Plath’in incir ağacı özellikle kadın deneyiminde güçlü bir karşılık bulur. Çünkü kadınların hayatı tarih boyunca dallara ayrılmış değil, dallar arasında bölünmüş olarak görülmüştür. Çocuklukta başlayan iyi kız ol telkinleri, ilerleyen yaşlarda “başarılı ol”, “güçlü ol”, “bakımlı ol”, “anne ol”, “kariyer yap”, “özgür ol ama ölçülü ol” gibi çelişkili beklentilere dönüşür. Bu yüzden incir ağacının dalları kadınlar için yalnızca seçenek değil. Çoğu zaman toplumsal taleplerin gölgesiyle ağırlaşan yükler hâline gelir.
Modern kadın teoride özgürdür fakat pratikte ise sürekli bir performansın içinde yaşar. Kariyer yapmak ister çünkü bireysel başarısının ölçüsü hâline gelmiştir. Aile kurmak ister ya da istemez, her iki durumda da toplumun keskin yorumlarına maruz kalır. Kendine ait bir hayat ister ama başkalarının ihtiyaçlarını gözetmesi beklenir. Tüm bu alanlar, Plath’in metaforunda olduğu gibi ayrı incirlerdir. Cazip, güzel ama aynı anda ulaşılması imkânsız.

THE BELL JAR – ANASTASIA STEFURAK
Bu noktada “Hepsini yapabilirim!” söylemi güç verici değil de çoğu zaman sessiz bir baskıya dönüşür. Kadın her alanı kusursuzca gerçekleştirmesi gerektiğine inandırılır. Fakat bu idealler birbirini desteklemek yerine birbirinden çalan şeylerdir. Zamandan, enerjiden, benlikten ve sonuç olarak hiçbirine yetişememek.
Esther’ın seçememesi, aslında bir kişisel yetersizlik ya da kararsızlık değildir. Bu kadınlardan aynı anda her şeyi başarmasını bekleyen toplumsal çizelgenin doğal sonucudur. Esther bir dalı seçtiğinde diğerlerinin solacağına inanmaz. Başkalarının onun seçmediği dallar için onu yargılayacağına inanır. Bu yüzden ağacın altında kalakalır. Dallar büyür, incirler olgunlaşır ama o hareket edemez. Çünkü hangi dala uzansa, diğerlerinin çürüme sesi içini acıtacaktır.
Plath’in metaforu, kadın deneyiminin görünmez baskısını kelimelere döker. Kadın, çoğu zaman kendi hayatını seçmekle başkalarının hayatına yetişmek arasında bölünür. Bu yüzden incir ağacı sadece bir karar metaforu değildir, kadınlığın yapısal yüklerinin şiirsel bir anatomisidir.
Kendi İncirini Bulmak
Sylvia Plath’in incir ağacı, yıllar içinde yalnızca bir roman metaforundan çıkıp modern insanın varoluşsal yükünü temsil eden güçlü bir sembole dönüştü. Bugün seçeneklerin çoğaldığı, kimliklerin esnediği ve hayat yollarının birbirine karıştığı bir çağda yaşıyoruz. Bu yüzden incir ağacı artık sadece Esther Greenwood’un değil, hepimizin ağacı.
Bu yazıda gördüğümüz gibi, seçememe hâli; zayıflık, tembellik ya da kararsızlık değil. Tam aksine, çağın hızına yetişmeye çalışan bireyin üzerine çöken görünmez bir ağırlık. Dijital kültür her şeyi mümkün gösterirken, kadınlık deneyimi “her şeyi aynı anda yap” baskısıyla derinleşiyor. Ve bütün bu karmaşanın içinde, Plath’in metaforu bize acı ama dürüst bir gerçek sunuyor: Seçenekler çoğaldıkça, seçmek daha da zorlaşır.
Yine de Plath’in incir ağacı karanlık bir uyarı olmaktan fazlasını taşır ve içinde bir davet barındırır. Seçim yapmak hayatın geri kalanını elimine etmek değil, deneyimi derinleştirmektir. Her dalın ucundaki inciri toplamak mümkün değildir. Fakat bir tanesine uzanmak, o hayatı gerçekten yaşayabilmenin ilk adımıdır.
Kaynakça:
- Plath, S. (1963). The bell jar.
- Plath, S. (2000). The journals of Sylvia Plath.
- Ahmed, S. (2017). Living a feminist life.




Yorumunuzu Yayınlayın