Telefonlarımızdan bilgisayarlarımıza kadar her yere sızan yapay zekânın, sanat dünyasında yarattığı o büyük ikilemin ne kadar farkındayız? Tek bir komutla eser üreten sistemlerin, gerçek sanatçıların emeğini ve ‘biricik’ olma durumunu nasıl tehdit ettiğini sorgulamalıyız. Durumun ne kadar ciddi olduğunu anlamak için TÜİK’in 2025 verilerine de göz atacağız; hani şu kullanım oranının %19’ları aştığı ve özellikle biz gençlerin başı çektiği o tablo, meselenin sadece teknik değil toplumsal bir dönüşüm olduğunu da kanıtlıyor. Hızın büyüsüne kapılıp sanatı ruhsuz bir tüketim ürününe dönüştürme riskimizi ve ‘özgünlük’ krizini, hem verilerle hem de güncel tartışmalarla anlamaya çalışalım.

Kaynak: Canva

Yapay Zekâ Sanatı: Yaratıcılık mı, Yoksa Sofistike Bir Kopyala–Yapıştır mı?

Günümüzde yapay zekâ, hayatımızın neredeyse her alanına nüfuz eden bir teknoloji hâline geldi. Telefonumuzdaki bir filtre, sosyal medyada öneri sistemlerinin seçtiği videolar ya da bir web sitesindeki otomatik müşteri temsilcisi… Tüm bu sistemlerin arka planında, sürekli öğrenen ve kendini geliştiren bir algoritma var. Ancak yapay zekânın etkisinin en tartışmalı olduğu alanlardan biri hiç kuşkusuz sanat ve yaratıcılık dünyası. Bugün artık bir komut vererek şiir, hikâye, resim, video, müzik hatta film senaryosu bile oluşturan sistemlere sahibiz. Bu kolaylık, ilk bakışta büyüleyici görünse de, beraberinde önemli bir soruyu getiriyor: Ortaya çıkan eserler gerçekten yaratıcı mı, yoksa sadece “kopyala–yapıştır” mantığının bir çıktısı mı?

Son yıllarda yapay zekâ kavramı, hayatımızın tam merkezine işlemiş durumda. Ancak bu yaygınlığa rağmen günümüzde ortaya gerçek sanatçıların emeğinin değersizleştirilmesi, her şey hızlı üretilebilir algısı, özgünlük sorunu gibi kritik sorunları göz önüne çıkarıyor. Hız ve pratikliğinin yanında sanatsal üretimde yarattığı özgünlükten uzaklaşma emeğin değersizleştrilmesi gibi temel etik ve estetik sorunlar hayatımıza eklendi. Bu, sadece teknik bir mesele değil, aynı zamanda neye “sanat” diyeceğimizle ilgili temel bir sorun.

Dünyanın ilk yağlı boya tablolarıyla oluşturulan filmi.

Kaynak: Loving Vincent

Yaratıcılık Kavramının Dönüşümü

Yapay zekâ, sanatçının elinden fırçayı alıp onu bir yönetmen pozisyonuna taşıyor diyebiliriz. Geleneksel olarak yaratıcılık, sanatçının kişisel deneyimlerinin, duygularının ve teknik ustalığının birleşimi olarak görülürdü. Ancak AI sanatına baktığımızda, yaratıcılığın merkezine algoritmayı yönlendirme yeteneği, yani doğru komutları vererek istenen estetik sonucu elde etme becerisi yerleşiyor. Sanatçı artık sadece uygulayıcı değil, aynı zamanda bir mühendis gibi de hareket ediyor. Sanatçı, algoritmanın potansiyelini keşfederek insan hayal gücü ile makine hızı arasında köprü kuruyor.  Yapay zekâ, sanatçının haftalarca sürecek işini dakikalar içinde tamamlayarak sanatsal üretimin hızını ve deneme-yanılma döngüsünü inanılmaz derecede artırıyor.

Kaynak: Canva

Her Şey Çok Hızlı, Peki Değeri Ne?

Yapay zekâ en büyük vaadi hız. Saniyeler içinde, aylar sürecek bir illüstrasyonu, saatler sürecek bir müzik parçasını üretebiliyor. İşte tam bu noktada ilk büyük sorun ortaya çıkıyor: Her şeyin anlık üretilebileceği algısı. Bir sanatçı, bir resmi yapmak için yıllarca fırça tekniği çalışır, renk teorisi öğrenir ve o esere kendi hayat deneyimini, duygusunu aktarır. YZ ise binlerce resmi “yutarak” öğreniyor ve sadece o yuttuklarının ortalamasını veya bir sentezini bize sunuyor. Sonuçta, bu kadar hızlı üretilen bir şeye karşı, insanların zihninde “emek” kavramı hızla siliniyor. “Madem bu kadar kolay, o zaman bu işin değeri ne?” sorusu kaçınılmaz oluyor. Bu, doğrudan: sanatçıların emeğini değersizleştiriyor ve sanatı bir “hızlı tüketim metası” hâline getiriyor.

Kaynak: Canva

Özgünlük Nerede Kaldı?

Yapay zekânın ürettiği görsellere, müziğe baktığımızda teknik olarak kusursuz görünebilirler. Ama çoğunda eksik olan şey o “ruh” veya o “biricik imza”. Bir yapay zekâ modeline “Van Gogh tarzında uzay gemisi” dediğinizde, size harika bir şey çıkarır. Ama bu, Van Gogh’un duygusal çalkantısını, dönemin zorluklarını yansıtan bir eser mi? Hayır, sadece biçimsel bir taklit.

Kaynak: Canva

Sanatçı Kim?

Aslında “yeni bir şey yaratmıyor,” sadece eskiyi çok iyi harmanlıyor. Bir süre sonra, yapay zekâ tarafından üretilen yüzlerce eserin birbirine benzemeye başladığını fark ediyoruz. Bu da, özgünlükten uzaklaşma dediğimiz durumu yaratıyor. Sanatın temel taşı olan “bir eşi daha olmama” durumu, kopyalanabilen ve çoğaltılabilen yapay zekâ çıktılarıyla tehlikeye giriyor. AI sanatının özgünlüğünü kabul edip etmemek ise, sanatın ne olduğu ve insan yaratıcılığının sınırlarının nerede bittiği konusunda kişisel ve felsefi bir duruş gerektirecektir. Sanat alanındaki etik tartışmalar havada kalabilir, ancak yapay zekânın hayatımıza ne kadar hızlı girdiğini gösteren rakamlar var. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 verilerine göre, ülkemizde üretken yapay zekâ kullandığını beyan eden bireylerin oranının %19,2 gibi önemli bir seviyeye ulaştığını gösteriyor. Bu kullanım, sadece sanat yapmak için değil; ödev, iş veya kişisel amaçlarla içerik üretmek için yapılıyor. Bu istatistiklerin içinde dikkat çekici bir diğer detay ise yaş faktörü: 16-24 yaş grubundaki gençlerin yaklaşık %39,4’ü yapay zekâyı kullanıyormuş. Microsoft’un 2023 verilerine göre, sadece bir platform üzerinden 1,8 milyardan fazla görsel oluşturulmuş. Bu, yapay zekânın  tek bir gün içinde geleneksel sanatçıların yüzlerce yılda üretebileceği görseli yaratma potansiyelini gösteriyor.

Burada “Kim yaratıcı?” sorusunu sormalıyız gibi geliyor. Yapay zekânın sadece bir metin komutu (prompt) veren kişi, gerçekten sanatçı sayılabilir mi? Geleneksel sanatçı, fikri bulur, uygulamayı yapar, tekniği geliştirir. Yapay zekâda ise komutu yazan kişi var, ama asıl işi yapan algoritma ve onu eğiten veri. Bu kargaşa, sanatçı kimliğini belirsizleştiriyor ve işi gerçekten geçim kaynağı olan binlerce görsel sanatçının, yazılımcıların veya müzisyenin mesleki geleceğini belirsizliğe itiyor. Kısacası, yapay zekâ büyük bir araç, ancak şu anki hâliyle sanatın kalbine, yani emeğe ve özgünlüğe zarar verme potansiyeli taşıyor. Eğer bu aracı sorumlu bir şekilde kullanmayı, telif haklarını korumayı ve insani dokunuşun değerini unutmamayı başaramazsak, sanatı bir “fabrika ürünü” olarak görme tehlikesiyle karşı karşıyayız.

KAYNAKÇA

Bu içeriğin her türlü sorumluluğu ve hakları, yazar(lar)ına aittir.
Bu içerik, Temsil.org editör ekibinin ve bu sitedeki diğer içerik üreticilerinin görüşlerini yansıtmaz.