Bu yazıda Onur İnal nam-ı değer Kayra’nın müziğini ele aldım.
Piyasada enerjinin ve yüksek temponun hakim olduğu günlerde, Kayra’nın müziği benim için adeta bir sığınak oldu. O, müziğinde edebiyatı, otobiyografik izleri ve derin bir melankoliyi temel alarak rape farklı bir soluk getirdi. Bence o, sadece bir rapçi değil; lirikleriyle ruhuma dokunan, duvarlara fısıldayan bir “Semt Şairi.”
Hüzün: Melankolinin Ritme Dönüşümü
Kayra’nın müziğini açtığımda beni hemen içine çeken şey o hüzünlü ve nostaljik atmosfer oluyor. Onun şarkıları benim için sadece dinlenip geçilecek şeyler değil; anlatılmayı bekleyen, tanıklık edilmesi gereken bir yalnızlığı taşıyor.
Bu hüzün, sadece kelimelerde gizli değil. Farazi V Kayra döneminden bugüne kadar tercih ettiği minimalist, lo-fi, boom bap ve caz-hop ağırlıklı altyapılarla bu duygu ikiye katlanıyor. Bütün bu sound, Kayra’nın bireysel buhranlarını, iç hesaplaşmalarını ve çocukluktan getirdiği kayıpları bana yalın bir şekilde aktarıyor. Sanatçının hayatın bıraktığı izleri, çözülmemiş travmaları ve o “kayıp” hissini bu kadar samimi işlemesi, onu dinleme nedenlerimin en başında geliyor.
Şehir: Betonun ve Bozkırın Şiiri
Kayra’nın şarkılarında mekanlar sadece birer fon değil, adeta birer karaktere dönüşüyor. Şarkıları dinlerken düşündüğüm ve daha sonrasında fark ettiğimde hep iki ana şehir görüyorum: Ankara ve İstanbul. Ankara, onun liriklerinde benim için daha soğuk, sade ve derin bir yalnızlığın mekanı. Bütün Ayazların Ortasında gibi albümlerde bu yalnızlık, taşra hüznü ve orta direk yaşamın zorluklarıyla birleşiyor. Kayra’nın Ankara tanımıyla benimki benzer ve bu da hoşuma giden bir detay olarak karşıma çıkıyor. İstanbul’a geldiğinde ise bambaşka bir karmaşa başlıyor. Büyük şehrin parlak vitrinlerine değil; ıslak kaldırımlarına, eski apartman boşluklarına ve benim de içinden geçtiğim unutulmuş ara sokaklarına odaklanması beni ona daha çok bağlıyor. Onun şarkılarındaki her semt, her köşe, her detay, sanki benim de yaşadığım semtten fırlamış gibi.
Hikâye: Rap Müziğin Edebi Yüzü

“Ömrümün Son Güzel Günleri” albüm kapağı.
Kayra’yı Türkçe rap sahnesinde benzersiz kılan en sevdiğim yanı hikâye anlatıcılığı (storytelling) yeteneği. O, sadece duyguyu değil, başı, sonu ve derinlikli karakterleri olan mini bir film izletiyor bana.
Karakterlerinden en çok sevdiğim tabii ki “Veysel.” Kayra’nın müziğinde sıkça beliren Veysel’in hikâyeleri, hayatın zorluklarına karşı duruşunu veya yenilgilerini dinlerken baksam kendimden bir şeyler buluyorum.
Kayra’nın edebi diline yorumlamak istediğim zaman ise şarkı sözleri, adeta lise edebiyat defterlerinden fırlamış gibi yoğun metaforlar, kelime oyunları ve iki anlamlı cümlelerle örülüdür. Benim için bu şiirsel dil, Kayra’nın müziğini basit bir tekerleme olmaktan çıkarıp, üzerine saatlerce düşünebileceğim edebi bir esere dönüştürüyor.
Bu yeteneğinin zirvesi ise şüphesiz, benim de klasik saydığım, konsept bütünlüğüyle efsaneleşen Farazi V Kayra imzalı “Hayalet Islığı” albümüdür.
Zamana Meydan Okuyan Bir Ses
Hızlı tüketimin ve tek şarkılık singleların egemen olduğu bu dönemde, Kayra’nın sürekli üretmeye ve derinleşmeye devam etmesi beni çok mutlu ediyor. Son albümü olan Ömrümün Son Güzel Günleri onun sanatsal çizgisinden asla ödün vermediğini kanıtlarken Türkçe rapin hâlâ bir umudu olduğunu bizlere gösteriyor. Sonuç olarak Kayra, Türkçe rapin “Semt Şairi” olarak, sözlerin gücün ritmin enerjisinden çok daha kalıcı olduğunu gösterdi. Onun müziği, anlık bir enerji değil; uzun soluklu bir okuma, samimi bir dost meclisi ve zamana meydan okuyan hüzünlü bir hatıradır. Lirik derinlik arayan biri olarak, Kayra’nın evreni benim için keşfedilmeyi bekleyen bir sanat eseridir ve bu keşif asla bitmeyecek.


Yorumunuzu Yayınlayın