Hafta sonu eğlencesi olarak elimize tutuşturulan o renkli biletlerin bedelini aslında kim ödüyor? Yıllarca bize ‘doğa sevgisi’ diye pazarlanan o devasa camların ve parmaklıkların ardında, aslında sevgiden çok uzak, ticari ve karanlık bir gerçek yatıyor. Bu yazıda; aquaparklardaki ‘gülümseyen’ yunusların sessiz çığlığına, hayvanat bahçelerindeki ‘koruma’ maskesinin ardındaki psikolojik çöküşe ve insan hevesi uğruna çalınan özgürlüklere mercek tutuyoruz. Eğlence anlayışımızı etik süzgecinden geçirmenin vaktinin geldiğine inanıyor ve soruyoruz: Onları gerçekten seviyor muyuz, yoksa sadece sahip mi olmak istiyoruz? Gelin, bu sorunun cevabını parmaklıkların değil, vicdanımızın ardında arayalım.

Kaynak: thedodo

Alkışladığımız Şey Bir Eğlence Değil, Bir Çığlık

Çocukken hangimiz o devasa camların arkasındaki yunuslara ya da parmaklıkların ardındaki aslana hayranlıkla bakmadık ki? O zamanlar bize öğretilen şey şuydu: “Bak ne kadar tatlı, bize el sallıyor!” Ama büyümek, biraz da o “tatlı” sahnenin arkasındaki perdeyi aralamak demekmiş. Bugün bir iletişim öğrencisi olarak o camların arkasına baktığımda gördüğüm şey sevimli bir dostluk değil; ticari bir meta hâline getirilmiş, iradesi çalınmış bir canlının sessiz çığlığı. Aquaparklar ve hayvanat bahçeleri… Modern dünyanın en “medeni” görünen ama aslında en barbar eğlence anlayışları.

Kaynak: Gaiadergi

Gülümseyen Yunus Maskesi ve “Eğitim” Yalanı

Sektörün en büyük savunması bellidir: “Çocuklara hayvan sevgisi aşılıyoruz.” Peki, doğal ortamından binlerce kilometre koparılmış, klorlu bir havuzda ölü balık yiyebilmek için takla atmaya zorlanan bir canlıyı izlemek, bir çocuğa doğa hakkında ne öğretebilir? Öğrettiği tek şey, insanın doğaya hükmedebileceği kibridir.

Özellikle aquaparklarda ve sirklerde durum sadece “kısıtlı alan” değil. “Eğitim” adı altında uygulanan yöntemlerin çoğu, açlıkla terbiye etmeye dayanıyor. Doğada günde 100 kilometreden fazla yüzen, ailesiyle karmaşık bir sosyal ağ içinde yaşayan orkaları, bizim “eğlencemiz” için bir küvete hapsediyoruz. O hayvanın size gülümser gibi görünmesi, yüz anatomisinden kaynaklı bir illüzyon sadece. Ruhsal durumları ise tam bir kaos. Bilim insanları buna “Zoochosis” diyor; yani esaret altındaki hayvanların stresten dolayı geliştirdiği stereotipik davranış bozuklukları. O kafasını sürekli sağa sola sallayan ayıyı hatırladınız mı? O dans etmiyor, çöküşte olan ruhsal durumunun bir dışavurumunu görüyoruz aslında.

“Dünyanın En Yalnız Orkası” Kiska’nın Sessiz Çığlığı

“Kiska’nın o meşhur videosunu izlediniz mi? Hani şu, Kanada’daki o daracık tankın kenarına gelip, kafasını defalarca, bıkkınlıkla cama vurduğu o anı… Bu olayın arkasındaki daha da yürek burkan kısmı ise bilim insanları, orkaların beynindeki limbik sistemin bizden çok daha gelişmiş olduğunu, yani acıyı, yası ve aile bağlarını insanlardan bile daha derin hissettiklerini söylüyor. İşte bu duygusal derinliğe sahip Kiska, o beton mezarda doğurduğu 5 yavrusunun hepsini kaybetti. Her birinin ölümüne, her birinin o havuzdan cansız bedeninin çıkarılışına şahit oldu. Ve son 12 yılını, tek bir hemcinsinin sesini duyamadan, tam bir tecrit hapsinde, mutlak bir yalnızlık içinde geçirdi.

Kaynak: Gaiadergi

Kaynak: Gaiadergi

Bir canlıyı evlatlarının mezarına hapsedip, sonra da ‘haydi bizi eğlendir’ demek ne kadar doğru geliyor kulağa? Aşağıdaki linkte bulunan videoda kafasını cama vurduğu anlar, aslında deliliğin değil, ‘Yeter artık!’ diyen bilinçli bir zihnin protestosu.

https://youtu.be/30prdhKnTJA?si=pkwievFXUZTvUNG3

Kaynak: Phil Demers / Marineland

Blackfish Etkisi

2013 yapımı “Blackfish” belgeseli, Tilikum adlı orkanın hikâyesini anlatmıştı. Bu belgesel, SeaWorld gibi parkların “eğlence” maskesini düşürdü ve bilet satışlarını ciddi oranda düşürdü.

https://youtu.be/fLOeH-Oq_1Y

Zoochosis (Hayvanat Bahçesi Psikozu)

Zoochosis, kafesteki hayvanların sürekli volta atması, kafasını sallaması veya kendine zarar vermesi anlamına geliyor. Etologlar (hayvan davranış bilimcileri), bunun stres ve depresyon kaynaklı olduğunu söylüyor. Aşağıdaki videolarda da bunun bazı örneklerini görüyoruz.

https://youtube.com/shorts/Dfwqn87CZOw?si=rae1fDjs-ETeIe_b

https://youtu.be/lAKKLDTO_7U?si=id_WYtp_NcqmxOXK

Merhamet Turizmi Değil, Saygı Turizmi: Safari Alternatifi

“Peki hayvanları hiç mi görmeyeceğiz?” sorusu akla gelebilir. Elbette göreceğiz ama “sahibi” olarak değil, “misafiri” olarak. Dünyada bu anlayış hızla değişiyor. Artık hayvanı alıp şehre getirmek yerine, insanın hayvanın yaşam alanına gittiği modeller, yani safariler ve doğal yaşam gözlem parkları ön plana çıkıyor.

Safari mantığı, etik açıdan hayvanat bahçesinin tam tersidir. Orada kafeste olan sizsiniz (aracın içinde), özgür olan ise onlar. Bir aslanı, uyuşturulmuş halde beton bir zeminde yatarken görmekle; onu kendi savanasında, doğal hiyerarşisi içinde uzaktan izlemek arasında dağlar kadar fark var. Biri röntgencilik ve tahakküm, diğeri ise saygı ve gözlem.

Kaynak: DeepNature Travel

Cüzdanımızdaki Güç

Bu devasa endüstri, biz o biletleri aldığımız sürece dönmeye devam edecek. Talep durursa, arz da biter. Bir yunus parkına gitmek, o işkenceye sponsor olmaktır. Bir hayvanat bahçesine bilet almak, o parmaklıkların pasını silmektir. Artık eğlence anlayışımızı güncellemek zorundayız. Doğayı sevmek onu kafese kapatıp beslemek değil; onun vahşiliğine ve özgürlüğüne saygı duyup uzaktan hayranlıkla izleyebilmektir. Doğayı tüketmek yerine, onu sadece dışarıdan bir gözlemci olarak takip etmeliyiz.

Kaynakça

Bu içeriğin her türlü sorumluluğu ve hakları, yazar(lar)ına aittir.
Bu içerik, Temsil.org editör ekibinin ve bu sitedeki diğer içerik üreticilerinin görüşlerini yansıtmaz.