Her gün bireysel olarak deneyimlediğimiz, tanık veya şahit olduğumuz çeşitli olay ve durumlar vardır. Tüm bu olanların hepsine aynı özen ve dikkatle üzerinde düşünme özenini göstermeyiz. Beklendik durumları kanıksamanın getirdiği alışkanlıkla açıklama yapmaya veya kendimizi savunmaya çalışırız. Yahut hiçbir şey yapmadan öylece yaşamaya bakar, büyük kararlar almaz, kendi köşemizden olan biteni –en çok da kendi hayatımızı- izlemeye başlarız. Kendi hayatımızın başrolünden ziyade izleyicisi konumuna kendimizi koyarız.

İşte, Nergis de tam olarak böyleydi. Sorgusuz bir kabulleniş ile Ekin’e hissettiği duygular, kararlılıkla bir yol çizmek yerine önüne çıkan seçenekleri herhangi bir süzgeçten geçirmeden içinde yer alıyor oluşu sadece Nergis’in değil hepimizin deneyimlediği bir durum diyebiliriz.

KİMLİKLER

Müslüman, kadın, yalnız gibi sıfatların bir araya gelerek oluşturduğu kesişimsel kimliğin getirdiği durumlarda Nergis’le, yaptığı işlerden çok üstüne yapışan bu sıfatlar üzerinden karşılaştığı insanlar iletişim kuruyordu. Doktora yapıyor olması veya resimlerinin uluslararası bir filmde kullanılıyor olması o kadar önemli bir detay değildi. Bunlar olsa olsa sadece birer araçtı. Ne zaman evleneceği, hayatında birinin olup olmaması, müslüman bir kadın olarak karşılaştığı zorluklar veya erkeklerle yaşadığı ilişki toplum açısından daha önemliydi. Ne de olsa sadece bir kadındı.

GÖZETMEN

Kitabı okurken, kitapta geçen ‘’bir akvaryumun içinden kendi hayatını izliyormuş hissi’’ cümlesini deneyimledim. Nergis’in yaşadığı veya tanık olduğu olaylar o kadar gündelik hayatta karşılaştığım durumlarla benziyordu ki, bir an benim hayatımı benim düşüncelerimin yazılmış olduğu hissine kapıldım. Okur olarak Nergis üzerinden kendi hayatımı gözlemledim. Her gün deneyimlediğimiz ve üzerine asla düşünmeden sorgusuz bir şekilde kabullendiğimiz söylemleri dışarıdan görmek, bir nevi yüzleşme hissi yarattı.

Nergis’in kurduğu arkadaşlık, iş ve partner ilişkileri benim deneyimlerimin paralel evreniydi adeta. Ailem boşanmadı ancak Ankara’da yaşanan her patlama sonrası kalabalık yerlerden uzak durmam gerektiğine dair uyarılar aldım. Yurt dışında doktora yapmadım ancak hayatımın en büyük dönüm noktasında ne yapacağımı bilemediğim anda tıpkı Nergis gibi en iyi bildiğim ve yapabileceğim öğrenciliğime devam ettim. Tıpkı Nergis gibi; ne zaman evleneceğim, kiminle romantik ilişki yaşadığım veya hayatımda birisinin olup olmayışı içinde bulunduğum toplum açısından hep daha önemli bir konu oldu.

KABULLENME

Kurduğumuz arkadaşlık ilişkileri bizim tercihimiz olsa da ailemizi seçemiyorduk. Dilruba’nın kardeşi için şahitlik yaparken yaşadığı çelişki bireysel bir toplumda olmadığımızı gösteriyordu. Bir kadın olarak ailemize ve içinde yaşadığımız topluma karşı sorumluluklarımız vardı. O da eril düzeni ve eril eylemlerin meşrulaştırılmasına aracı olmak.

Kadın cinayetleri, kadın şiddeti ve istismarına karşı önce kadınların kendine sansür uyguluyor olması da bunu gösteriyor. Ekin’in sevgilisi olduğu halde Nergis’in içinde bulunduğu durumu kabullenişi, Dilruba’nın kardeşi için şahitlik yapması, kadın kadının kurdurur diyerek kadınların kendi arasında yaşadığı kıskançlık ve kıyaslamalar, Nergis’in uluslararası bir filmde resimlerinin kullanılmasının yanında yönetmenle ilişkisinin olup olmadığının sorgulanması sadece birer örnek.

Nergis’in kendi hayatının aktörü olmasındansa sadece bir izleyicisi olarak karar almadan günlerin öylece geçip gidiyor olması da aynı şey. Kitabın son bölümlerine kadar bu sorgusuz kabullenişi hep görüyoruz.

SORGUSUZ KABULLENİŞTEN ÖZGÜRLÜĞE

Kitabın sonlarına doğru Nergis’in yaşadığı aydınlanmanın bir erkek ile değil de kurduğu kız arkadaş ilişkileri ile olması en güzel detay. Sonrasında bireysel olarak hem kendisi hem ailesi hem de geçmişi ile yaşadığı affetme süreci, umudun eril bir düzende değil de kız kardeşlerin bir araya gelerek kendilerini gerçekleştirebileceğine ışık tutuyor. Her ne kadar bu durum gerçek hayatta biraz hayal olsa da kadın yürüyüşünde ağlayan Nergis gibi, kız kardeş dayanışmasını deneyimleyen her kadının sorgusuz kabullenişten romantik bir özgürlüğe geçiş yapabileceğini biliyoruz. Bu özgürlük en başta sadece kadın olarak ve kendimiz olarak var olabilme özgürlüğünü taşıyor.

ÖĞRENMEK, SORGULAMAK, YAŞAMAK

Kitapta yer alan ‘’… insanın ebeveynine öfke değil, merak duymayı öğrenmesi için de önden çok yollar gitmesi, çok başka şeyler öğrenmesi gerekiyordu muhtemelen.’’ cümlesi bizlere hayatımızı akvaryumdan izleme hissinden kurtulma ihtimalini sunuyor. İçinde yaşadığımız toplumun eril düzenini sorgusuz bir kabullenişten ziyade kadın olarak ve bir özne olarak var olduğumuz umudunu gösteriyor. Yaşadığımız deneyimler paylaştıkça ve dayanışma oldukça aydınlanmanın gerçekleşebileceğini hatırlatıyor.

Mary Oliver’ın şiirinde ‘’Söylesene, ne yapacaksın/ Bu yegâne vahşi ve nadide yaşamınla?’’ dediği cümlesinden hareketle toplumun bize ne yaptığı değil, kadın olarak bizim ne yapacağımız kritik bir nokta.

Bu içeriğin her türlü sorumluluğu ve hakları, yazar(lar)ına aittir.
Bu içerik, Temsil.org editör ekibinin ve bu sitedeki diğer içerik üreticilerinin görüşlerini yansıtmaz.